Ana Menü
   ANA SAYFA

   İLETİŞİM

   SİTEDE ARA

   SİTEYİ ÖNER

   BASIN BÜROSU

   ŞEHİTLER ALBUMÜ
Bir Ayet - Bir Hadis
Bir Ayet:
Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince; Allah onları muhakkak güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. (Hacc, 22/58)

Bir Hadis:
Resulullah (sav) buyurdular ki: ''Ademoğlunun şu üç şey dışında (temel) hakkı yoktur, ikamet edeceği bir ev, avretini örteceği bir elbise, katıksız bir ekmek ve su.'' (Tirmizi, Zühd 30, (2342)
En Son Eklenenler
HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

YENİ ZELANDA’DAKİ...

ŞEHADETİNİN 19. Y...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH BASIN B...

ŞEHADETİNİN 18. Y...

HİZBULLAH BASIN B...

HİZBULLAH REHBERİ...

SİYONİST İŞGAL RE...

HİZBULLAH REHBERİ...

MUHTEREM EDİP GÜM...

MEDRESE–İ YUSUFİY...

CEMAAT REHBERİ'ND...

HİZBULLAH CEMAATİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

BİR MUALLİM VE Bİ...

SENİ ÖZLEM VE RAH...

ŞEHADETİNİN 16. Y...

MÜSLÜMANLARIN BİR...

SAYIN BAGASİ'YE S...

ŞEHİT REHBER'İN 1...

SAYIN BAGASİ, SON...

HİZBULLAH BASIN B...

HİZBULLAH BASIN B...

HİZBULLAH BASIN B...

HİZBULLAH REHBERİ...

GAZZE, ÜMMETİN İZ...

HİZBULLAH BASIN B...

MUHTEREM EDİP GÜM...

HİZBULLAH BASIN B...

BÜTÜN GÜZELLİKLER ALLAH’TANDIR

 “İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: “Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi.” Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak çoğu bilmiyorlar.” Zumer: 49

“Dedi ki: "Bu, bende olan bir bilgi dolayısıyla bana verilmiştir." Bilmez mi ki gerçekten Allah, kendisinden önceki nesillerden kuvvet bakımından kendisinden daha güçlü ve insan-sayısı bakımından daha çok olan kimseleri yıkıma uğratmıştır. Suçlu-günahkârlardan kendi günahları sorulmaz.” Kasas: 78

“İşte böylece biz yeryüzünde Yusuf'a güç ve imkân (iktidar) verdik. Öyle ki, orada (Mısır'da) dilediği yerde konakladı. Biz kime dilersek rahmetimizi nasib ederiz ve iyilik yapanların ecrini kayba uğratmayız.” Yusuf: 56

Herhangi bir insan, bir grup, bir ekip, bir hareket, bir cemaat; bir konu, bir mesele ve bir işle ilgili gayret gösterip kurallarına göre gerekenleri yerine getirirse, sünnetullah gereği genelde peşinden muvaffakiyet ve başarı gelir.

Cenab–ı Allah’ın her şey için bir kanunu vardır. Her şeye bir özellik vermiştir. Örneğin suya; sıfır derece altında donma, yüz derece sıcaklıkta kaynama özelliği ve ateşe de yakıcılık özelliği vermiştir. Allah’ın bunlarla ilgili kanunu, sünnetullahı budur. Şu da var ki, Cenab–ı Allah dilerse, Hz. İbrahim’e yaptığı gibi: “Ey ateş, İbrahim’e karşı serin ve selamet ol!” der, ateş onun için güllük gülistanlık olur, yakıcılık özelliğini yitirir.

Cenab–ı Allah, kendi kudretinden hiç kimsenin müdahalesi, gayreti ve çalışması olmadan istediği şahsı, topluluğu, kavmi hidayete erdirebilir. Ancak, insanları Allah’a ve onun dinine davet için peygamberler göndermiş, onlar da Allah’ın istediği şekilde ve istediği her şeyi tebliğ etmişler. Onlara inananlardan, onların varisleri olanlardan ve onların izinden gidenlerden de bu işin yapılmasını istemiş, onlar da Allah’ın istediği şekilde, O’nun çizdiği çerçevede ve belirlediği hudutlar içinde görevlerini yerine getirmişler ve getirmeye çalışmışlar.

O’nun rızasına talip olanlar, dini ve davası için çalışıp netice almak ve hedefe varmak isteyenler mutlaka gereğini, yapılması gerekenleri yapmalıdırlar. Yürümenin gerektiği yerde yürümek, oturulması gereken yerde oturmak, koşmanın gerektiği yerde koşmak… Yani; ne yapılması gerekiyorsa yapmak…

İzzet, zafer ve muvaffakiyet netice itibariyle peygamberlerin ve onlara inanıp onların yolunda gidenlerin olmasıyla beraber, zaman zaman bazı olaylarda ve işlerde istenilen neticeyi alamamışlar, başarısız olmuşlar, hatta mağlup olmuşlar, sıkıntı ve meşakkat çekmişlerdir.

Her Müslüman’ın sıkıntı, meşakkat, musibet ve ihtiyaç anında, Allah’ı daha çok hatırlama, Allah’a daha çok yalvarma, yakarma ve yönelme davranışını sergilediği muhakkaktır. Müslüman olmayanlar, inanmayanlar için de bunun böyle olduğunu biliyoruz. Sıkıntı ve musibet anında kendilerini koruyacak, muhafaza edecek olanın ancak Allah olduğuna inanarak O’na yönelirler.

Allah’a yönelme, O’ndan gafil olmama, O’nu tesbih etme hasleti, her Müslüman için her şart ve zamanda olması gerekir. Mükellefiyet bunu gerektiriyor. Yani sıkıntı, meşakkat ve musibet anında veya bir zarar geldiğinde değil, her zaman olmalıdır. Özellikle musibet ve sıkıntı geçtikten sonra, zararın önü alındıktan sonra, bir başarı ve muvaffakiyet elde edilince, bir nimetle karşılaşılınca Allah’a yönelme, hamd etme, tesbih etme ve şükretme belki her zamandan daha çok olmalıdır. Acizlik, eksiklik ve kusurlar ile beraber; yardım edenin, esbap ve ortam hazırlayanın Allah olduğunu unutmamak gerekir.

Bir Müslüman; başarıları, güzellikleri, müspet gelişmeleri –Allah korusun– kendi nefsinden, kabiliyetinden ve fedakârlığından bilip böbürlenme, büyüklenme ve kibirlenme duygularına girerse, şeytanın düştüğü duruma düşme tehlikesiyle karşı karşıya gelmek vardır ki, neticesi lanetlenmeye ve kovulmaya kadar gider.

Bazı gayret ve fedakârlıklarla elimizin üzerinde bazı güzel şeyler oluyorsa, bunun Allah’tan olduğuna, Bediüzzaman’ın ifadesiyle belki aciz ve eksik olduğumuz için, daha çok ihtiyacımız olduğu için, Allah’ın lütuf ve ikramından bize bazı şeyler bahşettiğini bilelim. Belki de başka bir imtihanla, yeni bir imtihanla karşı karşıya bulunuyor olabiliriz.

Birilerinde, İslam’a hizmet konusunda bir şevk ve gayret varsa, bu, Allah’ın bir ikramı ve ihsanıdır. Bize zorlukları kolaylaştıran, hayırlı işleri takdir eden, güzel ortam hazırlayan, makbul ameli hoşnut eyleyen Allah’tır. Zira istediğini aziz, istediğini zelil eden O’dur. Ölüden diriyi yoktan var eden yine O’dur.
Her ortamda maksat ve gaye; Allah’ın rızasını kazanma ve O’nu razı etmedir. O’ndan gafil olmamadır. Bu yüzden bir nimet, başarı ve muvaffakiyet sırasında gaflete dalmamak için, peygamberlerin bile, Allah’ın bahşettiği her nimet ve başarıdan sonra Allah’a yöneldiğini görüyoruz.

Hz. Yusuf’un; kuyudan çıkarılması, köle olarak satılması, kadının fitnesinden ve zindandan kurtulmasından sonra Mısır hazinelerinin başına getirilmesi, uzun bir ayrılıktan sonra babası ve kardeşleriyle buluşma sevinci ve neşesini, gaflete dalmadan, Allah’ın kendisine bahşettiği nimetten dolayı dengesini kaybetmeden Rabbine yönelişini ve yalvarışını biliyoruz: “Rabbim, Sen bana mülkten (bir pay ve onu yönetme imkânını) verdin, sözlerin yorumundan (bir bilgi) öğrettin. Göklerin ve yerin yaratıcısı, dünyada ve ahirette benim velim Sensin. Müslüman olarak benim hayatıma son ver ve beni salihlerin arasına kat.”

Hz. Süleyman, Belkıs’ın tahtını gözünü açıp kapamadan önünde görünce gururlanmaksızın, böbürlenmeksizin, büyüklenmeksizin bunun Rabbinin bir ihsanı olduğunu, şükretme ve nankörlük için bir imtihan olduğunu kabul ederek: “Kim şükrederse, kendisi için şükreder” der ve Allah’a şükre yönelir.

Hz. Muhammed aleyhissalatu vesselam, bütün hayatı boyunca her zafer, galibiyet ve seferden sonra olduğu gibi, özellikle Mekke fethinde zafer ve sevinci unutmuş, Mekke’ye girişte başını ve boynunu eğerek mübarek sakalı bindiği devenin sırtına değecek kadar eğilerek Rabbine şükretmiş, hamd etmiş, Rabbini tesbih ederek mağfiret dilemiştir. Allah’ın peygamberleri hiçbir zaman ve hiçbir ortamda Allah’ın hoşlanmayacağı bir davranış içine girmezler. Cenab–ı Allah’ın onlara hitapları, onların söyledikleri ve yaptıklarının tümü onlara inananlara ders olması ve hayatlarına uygulamaları içindir.

Dolayısıyla biz Müslümanlar hiçbir zaman, hiçbir ortamda, özellikle sıkıntının az olduğu veya olmadığı zamanlarda, Allah’ın ihsan ve ikramından bir güzellikle karşılaştığımızda gafil olmayalım, şımarmayalım, böbürlenip kibirlenmeyelim. Kendimize güvenerek gururlanmayalım. Karşılaştığımız her nimet, yaptığımız güzel ve faydalı her işin kendi nefsimizden olmadığını, Allah’ın bize bahşettiği bir hediye olduğunu bilelim. Daha çok mütevazı olalım. Aciz ve eksik olduğumuz şuuruyla Allah’a dayanalım ve yönelelim.

İstediğini aziz, istediğini zelil edenin Allah olduğu inancıyla Allah ile olan bağlarımızı gevşetmeyelim. Hamd etmede, şükretmede, tesbih etmede, mağfiret dilemede gevşek davranmayalım. Allah’ın emirlerine ve Hz. Peygamber’in sünnetine sarılmak en büyük şükür ve hamddır. Şükür ve hamd her ortamda olsun ki, Cenab–ı Allah üzerimizdeki nimetini arttırsın.

Cenab–ı Allah, gerek fert, gerekse topluluklara bahşettiği kabiliyet, haslet ve başarıları çok basit bir hastalıkla veya musibetle alabilir, ters yüz edebilir. Dolayısıyla Allah’ın yardım ve inayetinin devamı için yine O’na sığınalım.

Şeytan ve dostlarının hiçbir zaman Müslümanlara karşı boş durmayacaklarını unutmayalım, gafil olmayalım. Her zaman, her işte ve her konuda uyanık olalım. Rehavete kapılmayalım. Sorumluluklarımızı Allah’ın hudutları içinde daha heyecanlı, daha iyi bir şekilde şevkle yerine getirmeye devam edelim.

Rabbim! Bizleri kibirlenenlerden, böbürlenenlerden ve büyüklük taslayanlardan eyleme!

Allah’a emanet olun.

Diger Basliklar
   SAYIN BAGASİ'YE SEÇİMİ VE KÜRDİSTAN'DAKİ SON GELİŞMELERİ SORDUK
   SAYIN BAGASİ, SON GELİŞMELERİ DEĞERLENDİRDİ
   HİZBULLAH CEMAATİ YÖNETİCİLERİNDEN SAYIN İSA BAGASİ İLE RÖPORTAJ
   CEMAAT REHBER'İ MUHTEREM EDİP GÜMÜŞ İLE RÖPORTAJ
   KUTLU DOĞUM VE SEÇİM SÜRECİ
   BASINA VE KAMUOYUNA [YAPILAN PROVOKASYONLARA DİKKAT]
   HİZBULLAH VE CAMİLER
   BU HUKUKSUZLUK KABUL EDİLEMEZ
   ŞEHİT REHBERİ ŞEHADETİNİN 11. YILINDA HAYIRLA YÂD EDİYORUZ.
   KURBAN BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN
   HİZBULLAH İFTİRALARDAN BERİDİR
   İNNA LİLLAH WE İNNA İLEYHİ RACİUN
   MUSTAZAF-DER'İN KAPATILMASI REJİMİN TAHAMMÜLSÜZLÜK ÖRNEĞİDİR
   KAMUOYU DİKKATİNE!
   Ş. REHBERİ ŞEHADETİNİN 10. YILINDA RAHMETLE ANIYORUZ
   KURBAN VEREREK HEM İBADETİNİZİ YERİNE GETİRİN HEM DE FAKİRLERİ SEVİNDİRİN
   BU VAHDETE VURULAN BİR DARBEDİR
   RAMAZAN-I ŞERİFİNİZİ TEBRİK EDERİZ
   EDİTÖRDEN
   İSLAM DAVASI DİK DURMAYI GEREKTİRİR
İlan ve Mesajlar
 
 
 
Şehid Rehber
Şehidlerin Hayatı
Savunmalar
Manifesto


K. Dilinden Hizbullah


Anasayfa | Videolar | Arama | Siteyi Öner | Mobil | İletişim | Yukarı Git