Ana Menü
   ANA SAYFA

   İLETİŞİM

   SİTEDE ARA

   SİTEYİ ÖNER

   BASIN BÜROSU

   ŞEHİTLER ALBUMÜ
Bir Ayet - Bir Hadis
Bir Ayet:
Allah erkek münafiklara da kadin münafiklara da kâfirlere de içinde ebedî kalacaklari cehennem atesini vâdetti. O, onlara yeter. Allah onlara lânet etmistir! Onlar için devamli bir azap vardir. Tevbe/68

Bir Hadis:
İman bakımından mü'minlerin en mükemmeli ahlakça en güzel olanlar ve ailesine en güzel davrananlardır. (Tirmizi)
En Son Eklenenler
HİZBULLAH CEMAATİ...

HİZBULLAH CEMAATİ...

HİZBULLAH CEMAATİ...

MUHTEREM EDİP GÜM...

ŞEHADETİNİN 22. Y...

Hizbullah Cemaati...

MUHTEREM EDİP GÜM...

Mescid–i Aksa ve ...

MUHTEREM EDİP GÜM...

ŞEHADETİNİN 21. Y...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH BASIN B...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

YENİ ZELANDA’DAKİ...

ŞEHADETİNİN 19. Y...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH REHBERİ...

HİZBULLAH BASIN B...

ŞEHADETİNİN 18. Y...

HİZBULLAH BASIN B...

HİZBULLAH REHBERİ...

SİYONİST İŞGAL RE...

HİZBULLAH REHBERİ...

MUHTEREM EDİP GÜM...

MEDRESE–İ YUSUFİY...

CEMAAT REHBERİ'ND...

HİZBULLAH CEMAATİ...

HİZBULLAH CEMAATİ'NİN MANİFESTOSU ŞERHİ 2

بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ

Bismillahirrahmanirrahim

MADDE 11–Hizbullah Cemaati; Ehl–i Sünnet menşeli olmakla birlikte, tarihte vuku bulmuş ihtilaflı meseleleri gündeminde tutmaz, onları tarihe bırakır. Müslümanlar arasında tefrikaya ve ihtilafa sebep olacak tartışma ve gündemlerden uzak durur. Bu tür tartışmaları gündeme getirenleri ümmetin asıl sorunlarına sahip çıkmaya çağırır. Ehli kıbleye kardeş nazarıyla bakar. Şii –Sünni ihtilafını kullanarak ümmeti birbirine düşürmeye çalışan küfür güçlerine karşı durur.

Açıklama:

«İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın azabı çetindir.» (Maide, 2)

Hizbullah Cemaati, Ehl-i Sünnete mensup Müslümanlarca tesis edilmiştir. Ehl-i Sünnet, geniş bir dairedir. Tarihte vuku bulmuş meselelerden yeni ihtilaflar üretmeyi değil, dersler çıkarmayı ve o derslerden Müslümanların ittihad ve vahdeti yönünde yararlanmayı maslahata uygun bulur.

Ehl-i Sünnet; Ehl-i Kıble’yi, yani mezhepsel duruşları ne olursa olsun yüzünü Kâbe-i Şerif’e çevirip namaz kılmayı kabul edenleri tekfir etmeyi reddeder. Nitekim İslam’ın bütün çağlarında farklı itikat ve tatbikatlara sahip Müslümanlar, Kâbe’yi birlikte ziyaret etmeyi ve orada birlikte namaz kılmayı kabul etmişlerdir.

Zulme karşı kıyam eden İslam önderleri, İslam ümmetini daha da güçlü kılmaya çalıştılar. Bugün sadece İslam’ın esasları değil, Müslümanların kendileri dahi istilacı güçler karşısında yok olmakla yüz yüzedir. İslam ümmeti, bu tehdit karşısında her zamankinden daha çok güçlü olmaya muhtaçtır.

Mazide yaşanan vakaları, ümmeti daha da parçalayıp çatıştıracak bir malzemeye dönüştürmek, hiçbir şekilde ümmetin maslahatına uygun değildir.

Hizbullah Cemaati, Müslümanları yaşananlardan ders çıkarmaya davet eder; istilacı güçler tarafından farklı araçlarca teşvik edilen Şii-Sünni ihtilaf ve çatışmasını diri tutmayı, körüklemeyi İslam ümmetinin maslahatına aykırı bulur.

MADDE 12–Hizbullah Cemaati; İslam dairesi içerisinde değerlendirilen ve ümmet içerisinde genel kabul görmüş bütün mezhepleri kabul eder. Mezhepçilik yapmaz. Her Müslüman ferdin, benimseyip tabi olduğu mezhebe göre amel etmesini tabii görür. Ehli tahkik olmayan her ferdin bir mezhebe tabi olmasını zaruri bilir.

Açıklama:

«Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin, sonra korkuya kapılırsınız ve rüzgârınız kesilir (kuvvetiniz gider). Bir de sabredin çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.» (Enfal 46)

Müslümanların zaferdeki sırrı birliktir. Müslümanlar, beraberliklerini koruduklarında bütün düşmanlarının hakkından gelmişlerdir; çekiştiklerinde ise İslam düşmanları karşısında yalnızlaşmışlardır. Yalnızlık onları düşman tehdidine açık hâle getirmiştir. Bu nedenle İslam düşmanları, Müslümanları korkutmak istediklerinde onların birliğini bozmaya yeltenmişlerdir. Birlik bozulunca İslam yurdunun kapısının kilidi kırılmış ve düşman içeri girmiştir.

Müslüman fert veya yapıların doğru olmayan ya da doğru bulunmayan tutumları karşısında edinilecek yol sabretmektir. Mü’min, kardeşine karşı sabırda kusur ettiğinde düşmana karşı sabretme zorunluluğuyla yüz yüze kalır, imtihanı katbekat ağırlaşır. Kardeşinin hatasına veya hata zannettiği hâline tahammül etmeyen Mü’min, küfür ehlinin tamamen yanlış ve zulümden ibaret tutumlarıyla yüz yüze kalır. Tahammül yükü, katbekat artar.  

Hizbullah Cemaati, Müslümanlar arası ilişkilerde itidalden, müspetten, maslahattan, ittihad ve vahdetten yanadır.

İtidal; sükûneti icap ettirir. Müspetten yana olmak; kusurları görmemeyi, kusurlara gözleri kapatmayı, müspet hâlleri anmayı gerektirir. Maslahattan yana olmak; zararlı olana nispeten kârlı olanı tercih ederek makul davranmaktır. Müslümanların ittihad ve vahdeti, tefrika ve çatışmasına göre kesinlikle daha makûldur.

Hizbullah Cemaati, Kur’an ve Sünnet doğrultusunda bu makûl tutumu, makûl olmayan tutuma her halükârda tercih eder. 

Hizbullah Cemaati, Müslümanlar arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda çekişmeyi değil, dayanışmayı; çatışmayı değil, sulhu tercih eder.

Mezhepler, İslam’ın zenginliğidir. İslam’ın kazançlarını zarara dönüştürmek şeytan ve dostlarının sürekli faaliyetleri arasındadır. Son devirde ise bu yöndeki faaliyetlerin önemli bir kısmı ırkçılık ve mezhep taassubu üzerinde yoğunlaşmıştır.

Hizbullah Cemaati, mezhepler noktasında taassubu da mezheplere hücum etmesiyle esasen yine bir taassup tarzı olan mezhepsizlik dayatmasını da reddeder.  

Mezhep taassubu, bir mezhebe intisap edenlerin kendi mezheplerini yegâne hak mezhep zannedip diğer mezheplere hücum etmeleri, onların müntesiplerini tekfir etmeleri ya da tahkir etmeleri ve kurtuluş adına kendi mezheplerine zorlamaları ya da kendi mezheplerine çağırmayı meslek haline getirmeleridir. Taassup ehli, kardeşindeki müspet yanları görmez, onun kusurlarına odaklanır, nihayetinde o kusurları abartarak kardeşini dışlar; fıskla, bidat ehli olmakla itham eder ve hatta tekfir eder. Bu haller Kur’an ve Sünnet ahkâmınca nehyedilmiştir. Hizbullah Cemaati, Kur’an ve Sünnetin nehyettiği bütün hallerden beridir.

Mezhepsizlik ise son devirdeki haliyle, önce taassubu aşma iddiasıyla zuhur etmiş ama daha sonra adeta bir mezhebe ve mezhep taassubuna bürünmüştür. Mezhepsizlik, kimi sorunları izale iddiasıyla bütün Müslüman kesimlere ithamlar yöneltmekte, bir mezhebe bağlanarak ibadetlerinde sadeliği yakalayıp istikrar kazanan sıradan Müslümanın zihnini bulandırmakta, amelinde karmaşıklığa ve nihayetinde amelden soğumasına neden olmaktadır. Hizbullah Cemaati, bunu ümmetin maslahatına aykırı bulur; «ehli tahkik» olmayan Müslümanların, bir mezhebe intisap etmelerini zaruri kabul eder.

Mezhepler, Ümmetin ihtiyaçları ve maslahatı doğrultusunda zamanla zuhur etmiş yapılardır. Ümmetin sorunu değildir. Onlarla uğraşmayı, onlarla mücadele etmeyi Kur’an ve Sünnet ahkâmını yeryüzüne hâkim kılma bağlamında gerektirecek bir husus yoktur. Müslümanları bu tür meselelere yöneltmek, onları hedeflerinden uzaklaştırmaktır. Müslümanlar, bugün İslam âlemini istila eden düşmanlarla karşı karşıyadırlar; enerji ve birikimlerini birbirlerine karşı değil, onlara karşı seferber etmelidirler.

 MADDE 13–Hizbullah Cemaati; Ümmetin maslahatına uygun düşen, İslami hareket ve İslami hükümetin sorunlarını halleden ve önünü açan İslam dairesi içindeki her ictihad ve fetvadan istifade eder. Bu konuda kendisini sadece bir mezhep veya bir ictihadla sınırlandırmaz.

Açıklama:

Cemaat ve devletler, ümmetin bütün zenginlikleri için şemsiyedirler; ümmetin bütün zenginliklerinden de istifade ederler.

Hz. Peygamber; «Ümmetimin ihtilafı rahmettir» buyurur. (Bu, bazı âlimler tarafından hadis olarak kabul edilmemekte, bazıları tarafından da zayıf olarak belirtilmektedir) Rahmet, bir manasıyla berekettir. Ümmetin zenginliklerinden istifade etmek, hizmette berekete ve refaha vesile olur. Ayrıca «Ümmetim asla dalalet üzere birleşmez (söz birliği yapmaz, yanlış bir hüküm üzerinde ittifak etmez)» (Tirmizi, Fiten bölümü 2167) buyurmuştur.

Hizbullah Cemaati, İslam müçtehitlerinin çokluğunu, İslam ümmetinin bir zenginliği ve ümmet için yol göstericilerin çokluğu olarak görür. Onların farklılığını, onlardan farklı bir yönde istifade için imkân sayar. Maslahat halinde onların ictihad ve fetvalarının yanında, sosyal ve siyasal hayata dair üretimlerini de ümmetin bir azası olarak kendisi için imkân bilir. Onları okur, tetkik eder, kıyaslar ve onlardan ihtiyaç duyulan hususlarda istifade eder. Kendisini belli bir müçtehid veya müçtehid grubuyla sınırlandırmaz

MADDE 14–Hizbullah Cemaati; İslam’ın anlaşılıp uygulanması noktasında, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde eser vermiş tüm âlimlerden istifade eder. Akılcılık, Mealcilik, Tekfircilik ve Irkçılık gibi İslam’ın özüne muhalif olan akım ve düşünceleri reddeder.

Açıklama:

Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam bir hadisinde; «Âlimler, peygamberlerin varisleridir.» (Ebu Davud, İlim bölümü 3641) buyuruyor.

Sahih bir akide, raşid bir ilim ve salih amel üzere eser veren bütün âlimler, mezhep ve meşrepleri ne olursa olsun, ümmetin âlimleridirler. Onların her biri ümmet için bir imkândır. Onlardan istifade etmek, ümmetin imkânlarından istifade etmektir. Onları dışlamak ümmetin imkânlarını heder etmektir.

Âlimlerin her biri, bir veya birkaç alanda mütehassıstır. Bunun için birbirlerini tamamlarlar. Onlardan bir kısmını terk etmek, meselenin bir bölümünü eksik bırakmak anlamına gelebilir. 

Hizbullah Cemaati, sadece ilahi rızayla hareket ederek ümmetin kurtuluşu için yapılacak işlerde hiçbir kusur kalmasın diye mezhep ve meşrep farkı gözetmeden, ümmetin salih amel ehli bütün âlimlerini okur, değerlendirir, tavsiye eder.

Hizbullah Cemaati, ümmetin coğrafyasının istilasına karşı mücadele azminde olduğu gibi, ümmetin evlatlarının zihin ve kalplerinin istila edilip vicdanlarının bozulmasına karşı da mücadele azmindedir.

İslam düşmanları, modern çağda İslam coğrafyasını istila etmek için uçaklar, gemiler, toplar icat ettikleri gibi fikir akımları da icat etmişler veya keşfettikleri fikir akımlarını desteklemişlerdir. Toprakların istilasında savaş uçakları, gemiler ve toplar ne ifade ediyorsa zihin ve kalplerin istilası ve vicdanların saptırılmasında fikir akımları da aynı işleve sahiptir.

Bu mahiyette Akılcılık, Mealcilik, Tekfircilik ve Irkçılık ümmet evlatlarının zihin ve kalplerinin istilası ve vicdanlarının saptırılmasında birer düşman silahıdırlar.

Batı’da pozitivizm denen «Akılcılık», baş vazifesi vahyi kavramak olan selim aklın saptırılarak vahye karşı konumlandırılmasıdır.

Akılcılık; selim akıldan sapmayla üretilmiş, dolayısıyla sapkın ve uydurma bir aklın, insanla vahiy arasına konmasıdır. Bu akım, özünde maddepereset (materyalist) ve inançsızdır (ateisttir).

Modern çağda, Müslümanların bir kısmı dinlerinden koparılarak «laik/çağdaş/modern kesim» olarak bu akıma sevk edilmiştir. Diğer bir kısmı ise Kur’an-ı Kerim’in ayetleri ve Hz. Peygamberin hadislerini «akıl kıstasına vurdurma» anlayışına sürüklenmiştir. Bu anlayış, yer ve zamana göre değişkenlik gösteren insan aklını vahyin üzerine çıkarır ki bu insanı vahiyden koparıp kula kul etmenin hileli bir yoludur, Mü’minlerin önüne konmuş bir tuzaktır. Amaç, Mü’minleri vahiyden uzaklaştırarak tağut ve emperyalistlerin kulu haline getirmektir.

Hizbullah Cemaati, kula kulluğun her türünü reddettiği gibi bu tür fikir akımlarını da reddeder. Ona sapmış kişileri, âlim, bilgin gibi unvanlar taşısalar dahi eserlerini istifade edilecek İslami eser olarak kabul etmez.

Hz. Aişe validemize Hz. Peygamberin ahlakı sorulduğunda «O yürüyen bir Kur’an’dı» buyurmuştur.

Kur’an-ı Kerim, Hz. Peygamberin sözleri ve davranışları ile en mükemmel şekilde tefsir ve tatbik bulmuştur. Kur’an-ı Kerim’in ilk, en büyük ve şaşmayan müfessiri Hz. Peygamber olduğu gibi, onu en kusursuz şekilde hayatına tatbik eden de odur. Onun fiilleri sözlerini açıklar, fiil ve sözleri bütünlüğünden oluşan Sünneti, Kur’an’ın nasıl yaşanacağını peygamberlik vazifesinin gereği olarak beyan eder. Sünnete dayanmak, Kur’an-ı Kerim’e sağlam bir kılavuzun yol göstericiliğinde varmak anlamına geldiği gibi, Kur’an-ı Kerim’i hevalarına göre yorumlamak isteyenlerin şerrinden de uzak tutar.

Mealcilik, Sünneti reddeder. Yine daha çok bir modern dönem tuzağı olarak bu reddedişi bazen açıkça ifade eder, bazen ise art niyet içinde hadislerin etrafında kuşkular uyandırarak gerçekleştirir. Bunu yaparken gayesinin «Kur’an İslam’ı» dediği Kur’an-ı Kerim’de ifade bulunan İslam olduğunu iddia eder. Hakikatte ise Kur’an-ı Kerim’i anarak Mü’minleri öncelikle Kur’an-ı Kerim’den, ardından Hz. Peygamber’den ve dolayısıyla İslam’dan uzaklaştırmayı hedefler. Dolayısıyla bu akım İslam âleminde liberalizm, komünizm, sosyalizm gibi akımlarla varılmak istenen İslam’dan uzaklaştırma amacına hizmet eder. Akımın müntesipleri gayelerinin bu olmadığını söyleseler de her bir akım hep bu neticeyi getirir. Her bir akım, Hz. Peygamberin Kur’an’ı tefsir vazifesini gasp ederek saptırdığı kişileri, akımın öncülerinin heva ve heveslerinin esir ve kuluna dönüştürür; nihayetinde birden çok yönüyle kula kulluğa yol açar.

Hizbullah Cemaati, mealciliği bütün türevleri ile reddeder. Ona sapmış kimselerin eserlerini istifade edilecek eserler arasında kabul etmez.

Peygamberler gibi sair Mü’minler de İslam’ı tebliğ ile görevlidirler. Onların gayeleri, ümmetin büyümesi ve güçlenmesidir. Bunun için başta Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olmak üzere şuur ehli Müslümanlar, ümmet dairesini mümkün oldukça geniş tutmuşlardır. Ümmeti, zararlı akım ve hareketlere karşı korurken yorumlar üzerinden fertlerin imanlarıyla uğraşmayı doğru bulmamışlardır. Fertleri dairenin dışında saymak yerine, emri bilmaruf ve nehyi anilmünker’de bulunarak ıslah etmeye, onların akide ve amellerindeki aksaklıkları gidermeye çalışmışlardır. Yine iman-amel ilişkisi de hikmet ehlince ümmetin maslahatına uygun anlaşılmıştır.

Tekfircilik; kendisi gibi inanmayanları Mü’min/Müslüman saymama akımıdır. Kur’an-ı Kerim’i, Sünnet ve icma-ı ümmete rağmen tevil edip ümmeti ihya eden ayet-i kerimeleri ümmetin aleyhinde kullanan bu akımın en belirgin vasfı bakış darlığıdır. Akılcılık ve Mealcilikten de dolaylı olarak etkilenen akımın, iman dairesini daraltarak ümmeti bölme, parçalama, kavga ettirme, nihayetinde İslam düşmanlarının işini kolaylaştırma gibi pek çok tehlikeli yanı vardır.

Henüz Asr-ı Saaddet’te belirtileri ortaya çıkan ve «Haricilik» olarak ünlenen tekfircilik akımı, günümüzde gerek Sünniler gerek Şiiler arasında, ümmetin aleyhinde olan planlar doğrultusunda yaygınlaştırılmak istenmektedir. Akımın tesirinin görüldüğü yerlerde, Müslümanlar, asli gündemleri olan İslam düşmanlarına karşı mücadele gündeminden saparak birbirleriyle uğraşmaya başlamaktadır. Bu da İslam düşmanlarının işini kolaylaştırırken ümmetin kurtuluşuna dair umudu menfi etkilemektedir. Umut, harekete sevk edicidir. Umudun azaldığı yerde hareket zayıflar, atalet baş gösterir. Tekfircilik, son devirde Müslümanların kurtuluş azimlerine karşı bir dış silah olarak da kullanılmak istenmektedir.

Hizbullah Cemaati, daima ümmetin birliğinden ve maslahatından yanadır; ümmetin kurtuluş yolculuğunu uzatacak, o yolculukta bölünme ve atalete yol açacak her tür girişime karşıdır, Tekfirciliği kaynak ve çeşitleri ne olursa olsun reddeder.

İslam düşmanları, yüzyıllara yayılan İslam’la mücadele tecrübelerinde Müslümanların birlik oldukça köleleştirilemeyeceğini ve İslam topraklarının istila edilemeyeceğini kavramışlardır. Bunun için ümmete yönelik bütün faaliyetlerinde bölüp parçalamayı asli bir yöntem olarak benimsemişlerdir. Kendi ırklarını diğer ırklardan üstün tutma, adaleti ırkından yana bozma akımı olan Irkçılık, bu yöntemlerin ilklerindendir, ama en süreklisi, en yaygını, en yıpratıcısı ve en hilelisidir.

İslam düşmanları, Arap, Türk, Fars, Kürt hiçbir İslam kavmini sevmezler; hiçbirinin öne çıkmasını istemezler. Aksine hepsinin kendilerine hizmet etmesini isterler. Şeytani bir eğilim olan Irkçılık, geçmişteki serüveninin dışında, Müslüman kavimleri birbirinden uzaklaştırıp zayıflatmak, birbiriyle çatıştırıp onların imkânlarını sömürmek için İslam dünyasına ihraç edilmiş bir modern Batı akımıdır.

Bu akım, Müslüman kavimlerini, kültürlerini kullanarak onları İslam medeniyetinin dışına çıkarma, onları geçmişin bir kısmı uydurulmuş ırksal destanlarıyla coşturup her kavmin lehine olan ümmet bütünlüğünden uzaklaştırma tahribatlarına yol açacak şekilde dizayn edilip İslam âlemine getirilmiştir. Ona sarılarak kurtulacağını zannedenler, kendileri kurtulmadıkları gibi Müslümanların emperyalizmin tahakkümüne girmelerine de yol açmışlardır.

Irkçılık akım, özünde İslam akidesine aykırıdır; tatbikatında ise ümmetin maslahatlarına düşmandır; ümmetin düşmanlarına ise hizmetkârdır.

Hizbullah Cemaati, ümmetin güçlü veya zayıf bütün unsurları için ırkçılığı reddeder, ırkçı uygulamalara karşı durur. Ona karşı Müslümanların kardeşliğini ve Müslümanlar arasında adaleti ikame etmeye çalışır.

MADDE 15–Hizbullah Cemaati; Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs’ün özgürlüğüne kavuşturulması için mücadele etmeyi şer’î bir görev olarak bilir. Bu hedefe ulaşmak için mücadele eden tüm hareketleri, imkân ve şartları elverdiği ölçüde destekler ve onlarla dayanışma içerisinde olur.

Açıklama:  

Kudüs, Müslümanların ilk kıblesidir, Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselamın İsra ve Miracının buluşma noktasıdır; Hz. Peygamberin, bütün peygamberlerin önünde namaz kılarak adeta tevhid mücadelesinin bayrağını devraldığı, çevresiyle birlikte mukaddes şehirdir.  Henüz Hz. Ömer devrinde Ashab-ı Kiram’ın ortak karar ve mücadelesiyle fethedilmiştir.

Kudüs; İslam ile küfrün mücadele cephesidir. İslam âleminin adeta göstergesidir. Kudüs selamette ise İslam âlemi selamettedir, Kudüs felakette ise İslam âlemi felakettedir.

Bunun için Haçlılarca istila edildiğinde Müslümanlar, Kudüs’ü kurtarmak için seferber olmuşlardır ve bu seferber olma hali nihayetinde Selahaddin-i Eyyubi’nin komutasında fetihle neticelenmiştir.

Müslümanların son iki yüzyılda güçten düşmesiyle Kudüs tehdit altına girmiş, nihayetinde 1967’de Siyonist işgalciler tarafından istila edilmiştir. Ümmetin ilk kıblesinin küffar çizmeleri altında çiğnenmesine yol açan bu istilaya karşı mücadele etmek, bütün ümmetin vazifesidir. Bu büyük vazife, istilanın mağdurları olan Filistinlilerin omuzlarına yüklenemez. Bütün Müslümanlar, Kudüs’ü kurtarmak için vazife yüklenmek durumundadırlar.

Hizbullah Cemaati, Kudüs’ün kurtuluşu için çalışmayı İslam şeriatının emri bilir. O emir doğrultusunda sürekli bir çalışma içinde olur. Bununla birlikte Hizbullah Cemaati, Kudüs’ün kurtuluşu için mücadele eden bütün grupları destekler, onların Kudüs’ü kurtarma mücadelesinin Kudüs’ün yeniden fethine vesile olması için gayret içinde olur.

 

MADDE 16–Hizbullah Cemaati; İslam topraklarının hiçbir parçasının işgal edilmesine rıza göstermez. İşgalden kurtarılması için mücadele etmeyi vacip bilir. Bu hedef doğrultusunda mücadele eden Müslümanları, imkânları ölçüsünde destekler.

Açıklama:

İslam beldelerinin tamamı bir bütün olarak Dârü’l-İslam’ı oluşturur. Dârü’l-İslam, bütün Müslümanların yurdudur. Dârü’l-İslam’ın muhafazasından ve (Allah muhafaza) istila edildiğinde kurtarılmasından bütün Müslümanlar mesuldür.

Dârü’l-İslam’ın herhangi bir karışı, bir köşesi istila edilmeye kalkışıldığında veya istila edildiğinde, hiçbir Müslüman yatağında rahat uyuyamaz ve hiçbir şey olmamış gibi davranamaz. Ancak hiç kuşkusuz, bir istila karşısında ilk duracak olanlar, istilanın doğrudan muhataplarıdır, istila edilen topraklardaki Müslümanlardır.

Hizbullah Cemaati, yakın veya uzak demeden İslam topraklarına yönelik her tür saldırıyı, kendi yurduna yapılmış olarak kabul eder ve ona karşı durmaya çalışır. Bu çerçevede, topraklarını istiladan kurtarmaya çalışan Müslümanlara her tür desteği vermeyi görev bilir.

Hizbullah Cemaati, İslam coğrafyasındaki doğrudan istilayı sonlandıran her tür hareketi olumlu kabul eder; istilanın sürmesine yol açacak yaklaşımları onaylamaz. Bu mahiyette, İslam dünyasında Batı’nın zulmünü sürdüren vekil/naib yönetimlerin oluştuğu malumdur. Hizbullah Cemaati, bu zalim vekil/naib yönetimlerin şerir faaliyetlerini öne sürerek dış istilayı meşru görmez, meşru gören tutumları tasvip etmez.  Zira dış istila, istilaların en ağırı ve en tahrip edicisidir.

 

MADDE 17–Hizbullah Cemaati; Cihanşümul İslami hareketin bir parçasıdır. Ümmet bilinciyle dünya Müslümanlarının sorunlarına İslami bir bütünlük içinde bakar. İslam ümmetinin siyasi birliği ve dünyanın her yerinde yaşayan tüm Müslümanların özgürlüğü ve bağımsızlığını savunur.

Açıklama:

Müslümanlar, bir bütündür. İslami hareketler o bütünün faal yapılarıdır. Emperyalist güçlerin veya yerel unsurların çizdiği sınırlar Müslümanları bölemez; İslami hareketleri parçalayamaz. Ancak mekân ve zaman farkları, İslam âleminde farklı İslâmî hareketlerin oluşmasına da yol açmıştır.

Hizbullah Cemaati, o İslâmî hareketleri, Cihanşümul, yani evrensel/küresel İslâmî hareketin bir bölümü gibi kabul eder. Müslümanların bütün olarak Ümmeti teşkil ettiklerinin şuuruyla meselelere bakarak dünyadaki bütün İslami hareketleri destekler, tecrübelerini ve imkânlarını onlarla paylaşır; onların tecrübelerinden yararlanır. Müslümanlar arası dayanışma için kurulan, ümmeti bütünleştirici kurumlara katılır; o kurumların icra kurullarında gerekirse yer alır, onları güçlendirmeye, yaymaya ve faaliyetlerini etkin kılmaya çalışır.

MADDE 18–“Bu ümmetiniz tek bir ümmettir, öyleyse bana ibadet edin” ayeti gereğince ümmet, her ırk ve kavimden tüm dünya Müslümanlarının ortak ismi ve birliğinin adıdır. Bu anlamda Hizbullah Cemaati, aidiyet olarak ümmete vurgu yapar.

MADDE 19–Hizbullah Cemaati; bütün kavimlerin varlığını kabul eder ve Kur’an’da ifadesini bulduğu şekliyle kavimlerin çeşitliliğini Allah celle celalühünün bir ayeti olarak görür. Hiçbir ırkın diğer bir ırka üstünlüğünü kabul etmez. Üstünlüğün takvada olduğuna inanır. Ümmeti parçalayıcı her türden ırkçılığı ve cahili asabiyeti reddeder. Dili, ırkı ve rengi ne olursa olsun bütün insanları hukuk karşısında eşit görür.

Açıklama:

«Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O’ndan en çok korkanınızdır. Şüphesiz Allah bilendir, her şeyden haberdardır.» (Hucurat, 13)

»...Ey insanlar! Biliniz ki Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Bütün insanlar Âdem’den gelmiş, Âdem ise topraktan yaratılmıştır. Arap’ın Arap olmayana, Arap olmayanın Arap’a, beyazın siyaha, siyahın da beyaza hiçbir üstünlüğü yoktur. Allah katında üstünlük ancak takva iledir...» (Veda Hutbesinden)

Hizbullah Cemaati, bütün Müslümanlar için en üst kimlik olarak İslam’ı tanır.

Hizbullah Cemaatinin herhangi bir ferdi, kendisini her şeyden önce «Müslüman» olarak bilir ve öyle tarif eder. «Kimsin?» Sorusuna «Müslümanım» cevabını verir. Ama Hizbullah Cemaati, Kur’an-ı Kerim’in ilgili ahkâmı, Hz. Nebiyi Ekrem’in Sünneti ve Ashab-ı Kirâm’ın fetihlerdeki hassasiyeti doğrultusunda Müslümanın kendini tarifte kavim ve yurdunu ifade etmesini yanlış bulmaz. Arabistan, Türkistan, Kürdistan, Habeşistan gibi tarihte kavim adlarıyla ilgili yapılan adlandırmaları parçalayıcı tarifler olarak kabul etmez. Tarif amaçlı el-Arabî, et-Türkî, el-Kürdi gibi kavmiyet atıflarını, ümmetin bugüne kadarki adetlerine de uygun olarak tabii bulur. Bu tür atıfları ırkçılıkla ilişkilendirmez; bu tür atıflardan başlı başına bir kuşku duyulmasını da onaylamaz. Zira Müslümanlar, Hz. Peygamber için «el-Arabî» dedikleri gibi, âlimlerini de tarif için kavmiyetlerine nispetle et-Türkî, el-Kürdî gibi nispetlerle anmışlardır. Bundan ümmetin hiçbir kesimi rahatsızlık duymamıştır. Günümüzde bu nispetlerin bazı kavimler için meşru görülüp diğerleri için yasaklanmaya kalkışılması, tamamen Batı’dan etkilenmelerin bir karşılığıdır. Hizbullah Cemaati, bu yasakların tamamına karşı durur.

MADDE 20–“Diller Allah’ın ayetlerindendir.” Hizbullah cemaati, konuşulan bütün dillerin varlığını kabul etmekle beraber, içinde bulunduğu toplumun dilini kullanmayı tercih eder. Kürtçenin resmi dil olması ve başta eğitim, öğretim olmak üzere Kürt halkına her alanda Kürtçe ile hizmet verilmesi için her zeminde gerekli çabaları gösterir.

Açıklama:

«Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklı oluşu O’nun ayetlerindendir. Bunda bilenler için ibretler vardır.» (Rum, 22)

Hizbullah Cemaati, hangi coğrafyada faaliyet gösteriyorsa o coğrafyanın dilini kullanır, bu konuda bir sınırlama içinde olmaz.

Kürtler,  Bizans ve Sasanî İmparatorluklarının kendilerine yönelik zorbalıklarından İslam’la kurtuldular. İslam’ın adaletinin getirdiği haklarla kimliklerini buldular, dillerini başta medreselerde olmak üzere geliştirme imkânı yakaladılar. İslam âleminin Batı etkisine girdiği günlere kadar, hiçbir devlet, Kürtlerin dilleri ve diğer haklarına yönelik kısıtlamalara gitmemiştir. Bu hususta İslam Şeriatı/Hukuku, etraflarındaki toplumlara göre nüfusları az olan Kürtler için temel güvence olmuş; nitekim Kürtler, İslam Şeriatı ve adaleti her zaman eşdeğer kabul etmişlerdir. İslam âlemi, Batı etkisine girdikçe Kürtlerin hak ve hukukları yok sayılmış, dillerine yönelik ırkçı kısıtlamalar getirilmiştir.

Hizbullah Cemaati, İslam âleminin zayıflaması ve İslam Şeriatının siyasal nizamlarca yasaklanmasıyla ortaya çıkan, Kürtlere yönelik yasakları tamamen reddeder. Kürtlerin İslâmî dönemde olduğu gibi, saygın bir konumda kabul edilmeleri için uğraş içinde olur. Kürt dilinin yitirilen kazanımlarının iadesi için uğraşır, Kürtçenin diğer dillerin yanında resmi dil olarak tanınmasını talep eder ve bu yönde gayret gösterir.

Diger Basliklar
   HİZBULLAH CEMAATİ'NİN MANİFESTOSU ŞERHİ 3
   HİZBULLAH CEMAATİ'NİN MANİFESTOSU ŞERHİ 2
   HİZBULLAH CEMAATİ'NİN MANİFESTOSU ŞERHİ 1
   MUHTEREM EDİP GÜMÜŞ'TEN 2022 RAMAZAN BAYRAMI MESAJI
   ŞEHADETİNİN 22. YILINDA ŞEHİD REHBER'İ RAHMET VE MİNNETLE YÂD EDİYORUZ
   Hizbullah Cemaati Basın Bürosu Afganistan Açıklaması
   HİZBULLAH REHBERİ EDİP GÜMÜŞ'TEN FESIH GÜLER HOCA İÇİN TAZİYE MESAJI
   HİZBULLAH REHBERİNİN 2020 KURBAN BAYRAMI MESAJI
   HİZBULLAH REHBERİ MUHTEREM EDİP GÜMÜŞ'ÜN RAMAZAN BAYRAMI MESAJI
   İHVAN-I MÜSLİMİN'İN ZAFERİ GÖNÜLLERİMİZİ FERAHLATTI
   MEZHEP VE HADİS İMAMLARI: İMAM CAFER−İ SADIK (H: 80−148) / HC. AHMET ÇELİK
   İNTERNETİN ZARARLARI VE KORUNMA YOLLARI / ALINTI MAKALE
   PKK ALMANYA'DA MÜSLÜMAN KÜRTLERİ İHBAR MI EDİYOR? / (ALINTI HABER)
   PKK-ERGENEKON-GÜLEN MEDYASI İŞBİRLĞİ / MURAT SERHATLI (ALINTI HABER)
   İSRAİL, NASIL BİR DEVLET? / ALİ BULAÇ (ALINTI MAKALE)
   PKK-DTP YANLISI MEDYA BİRDEN AĞIZ DEĞİŞTRDİ (YORUMSUZ)
   ŞURA-DER'DEN BASIN AÇIKLAMASI
   ANF, ŞURA-DER'E YAPILAN SALDIRIYI BÖYLE HABER YAPTI (YORUMSUZ)
   PKK-DTP YANLISI ANF, ŞURA-DER'İ HEDEF GÖSTERMİŞTİ / ALINTI HABER
   ÖZGÜR-DER, ŞURA-DER'E YAPILAN SALDIRIYI KINADI / ALINTI HABER
İlan ve Mesajlar
 
 
 
Şehid Rehber
Şehidlerin Hayatı
Savunmalar
Manifesto


K. Dilinden Hizbullah


Anasayfa | Videolar | Arama | Siteyi Öner | Mobil | İletişim | Yukarı Git