بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
Bismillahirrahmanirrahim
MADDE 11–Hizbullah Cemaati; Ehl–i Sünnet menþeli olmakla birlikte, tarihte vuku bulmuþ ihtilaflý meseleleri gündeminde tutmaz, onlarý tarihe býrakýr. Müslümanlar arasýnda tefrikaya ve ihtilafa sebep olacak tartýþma ve gündemlerden uzak durur. Bu tür tartýþmalarý gündeme getirenleri ümmetin asýl sorunlarýna sahip çýkmaya çaðýrýr. Ehli kýbleye kardeþ nazarýyla bakar. Þii –Sünni ihtilafýný kullanarak ümmeti birbirine düþürmeye çalýþan küfür güçlerine karþý durur.
Açýklama:
«Ýyilik ve takva üzerinde yardýmlaþýn, günah ve düþmanlýk üzerinde yardýmlaþmayýn. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ýn azabý çetindir.» (Maide, 2)
Hizbullah Cemaati, Ehl-i Sünnete mensup Müslümanlarca tesis edilmiþtir. Ehl-i Sünnet, geniþ bir dairedir. Tarihte vuku bulmuþ meselelerden yeni ihtilaflar üretmeyi deðil, dersler çýkarmayý ve o derslerden Müslümanlarýn ittihad ve vahdeti yönünde yararlanmayý maslahata uygun bulur.
Ehl-i Sünnet; Ehl-i Kýble’yi, yani mezhepsel duruþlarý ne olursa olsun yüzünü Kâbe-i Þerif’e çevirip namaz kýlmayý kabul edenleri tekfir etmeyi reddeder. Nitekim Ýslam’ýn bütün çaðlarýnda farklý itikat ve tatbikatlara sahip Müslümanlar, Kâbe’yi birlikte ziyaret etmeyi ve orada birlikte namaz kýlmayý kabul etmiþlerdir.
Zulme karþý kýyam eden Ýslam önderleri, Ýslam ümmetini daha da güçlü kýlmaya çalýþtýlar. Bugün sadece Ýslam’ýn esaslarý deðil, Müslümanlarýn kendileri dahi istilacý güçler karþýsýnda yok olmakla yüz yüzedir. Ýslam ümmeti, bu tehdit karþýsýnda her zamankinden daha çok güçlü olmaya muhtaçtýr.
Mazide yaþanan vakalarý, ümmeti daha da parçalayýp çatýþtýracak bir malzemeye dönüþtürmek, hiçbir þekilde ümmetin maslahatýna uygun deðildir.
Hizbullah Cemaati, Müslümanlarý yaþananlardan ders çýkarmaya davet eder; istilacý güçler tarafýndan farklý araçlarca teþvik edilen Þii-Sünni ihtilaf ve çatýþmasýný diri tutmayý, körüklemeyi Ýslam ümmetinin maslahatýna aykýrý bulur.
MADDE 12–Hizbullah Cemaati; Ýslam dairesi içerisinde deðerlendirilen ve ümmet içerisinde genel kabul görmüþ bütün mezhepleri kabul eder. Mezhepçilik yapmaz. Her Müslüman ferdin, benimseyip tabi olduðu mezhebe göre amel etmesini tabii görür. Ehli tahkik olmayan her ferdin bir mezhebe tabi olmasýný zaruri bilir.
Açýklama:
«Allah ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekiþmeyin, sonra korkuya kapýlýrsýnýz ve rüzgârýnýz kesilir (kuvvetiniz gider). Bir de sabredin çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.» (Enfal 46)
Müslümanlarýn zaferdeki sýrrý birliktir. Müslümanlar, beraberliklerini koruduklarýnda bütün düþmanlarýnýn hakkýndan gelmiþlerdir; çekiþtiklerinde ise Ýslam düþmanlarý karþýsýnda yalnýzlaþmýþlardýr. Yalnýzlýk onlarý düþman tehdidine açýk hâle getirmiþtir. Bu nedenle Ýslam düþmanlarý, Müslümanlarý korkutmak istediklerinde onlarýn birliðini bozmaya yeltenmiþlerdir. Birlik bozulunca Ýslam yurdunun kapýsýnýn kilidi kýrýlmýþ ve düþman içeri girmiþtir.
Müslüman fert veya yapýlarýn doðru olmayan ya da doðru bulunmayan tutumlarý karþýsýnda edinilecek yol sabretmektir. Mü’min, kardeþine karþý sabýrda kusur ettiðinde düþmana karþý sabretme zorunluluðuyla yüz yüze kalýr, imtihaný katbekat aðýrlaþýr. Kardeþinin hatasýna veya hata zannettiði hâline tahammül etmeyen Mü’min, küfür ehlinin tamamen yanlýþ ve zulümden ibaret tutumlarýyla yüz yüze kalýr. Tahammül yükü, katbekat artar.
Hizbullah Cemaati, Müslümanlar arasý iliþkilerde itidalden, müspetten, maslahattan, ittihad ve vahdetten yanadýr.
Ýtidal; sükûneti icap ettirir. Müspetten yana olmak; kusurlarý görmemeyi, kusurlara gözleri kapatmayý, müspet hâlleri anmayý gerektirir. Maslahattan yana olmak; zararlý olana nispeten kârlý olaný tercih ederek makul davranmaktýr. Müslümanlarýn ittihad ve vahdeti, tefrika ve çatýþmasýna göre kesinlikle daha makûldur.
Hizbullah Cemaati, Kur’an ve Sünnet doðrultusunda bu makûl tutumu, makûl olmayan tutuma her halükârda tercih eder.
Hizbullah Cemaati, Müslümanlar arasýndaki iliþkiler söz konusu olduðunda çekiþmeyi deðil, dayanýþmayý; çatýþmayý deðil, sulhu tercih eder.
Mezhepler, Ýslam’ýn zenginliðidir. Ýslam’ýn kazançlarýný zarara dönüþtürmek þeytan ve dostlarýnýn sürekli faaliyetleri arasýndadýr. Son devirde ise bu yöndeki faaliyetlerin önemli bir kýsmý ýrkçýlýk ve mezhep taassubu üzerinde yoðunlaþmýþtýr.
Hizbullah Cemaati, mezhepler noktasýnda taassubu da mezheplere hücum etmesiyle esasen yine bir taassup tarzý olan mezhepsizlik dayatmasýný da reddeder.
Mezhep taassubu, bir mezhebe intisap edenlerin kendi mezheplerini yegâne hak mezhep zannedip diðer mezheplere hücum etmeleri, onlarýn müntesiplerini tekfir etmeleri ya da tahkir etmeleri ve kurtuluþ adýna kendi mezheplerine zorlamalarý ya da kendi mezheplerine çaðýrmayý meslek haline getirmeleridir. Taassup ehli, kardeþindeki müspet yanlarý görmez, onun kusurlarýna odaklanýr, nihayetinde o kusurlarý abartarak kardeþini dýþlar; fýskla, bidat ehli olmakla itham eder ve hatta tekfir eder. Bu haller Kur’an ve Sünnet ahkâmýnca nehyedilmiþtir. Hizbullah Cemaati, Kur’an ve Sünnetin nehyettiði bütün hallerden beridir.
Mezhepsizlik ise son devirdeki haliyle, önce taassubu aþma iddiasýyla zuhur etmiþ ama daha sonra adeta bir mezhebe ve mezhep taassubuna bürünmüþtür. Mezhepsizlik, kimi sorunlarý izale iddiasýyla bütün Müslüman kesimlere ithamlar yöneltmekte, bir mezhebe baðlanarak ibadetlerinde sadeliði yakalayýp istikrar kazanan sýradan Müslümanýn zihnini bulandýrmakta, amelinde karmaþýklýða ve nihayetinde amelden soðumasýna neden olmaktadýr. Hizbullah Cemaati, bunu ümmetin maslahatýna aykýrý bulur; «ehli tahkik» olmayan Müslümanlarýn, bir mezhebe intisap etmelerini zaruri kabul eder.
Mezhepler, Ümmetin ihtiyaçlarý ve maslahatý doðrultusunda zamanla zuhur etmiþ yapýlardýr. Ümmetin sorunu deðildir. Onlarla uðraþmayý, onlarla mücadele etmeyi Kur’an ve Sünnet ahkâmýný yeryüzüne hâkim kýlma baðlamýnda gerektirecek bir husus yoktur. Müslümanlarý bu tür meselelere yöneltmek, onlarý hedeflerinden uzaklaþtýrmaktýr. Müslümanlar, bugün Ýslam âlemini istila eden düþmanlarla karþý karþýyadýrlar; enerji ve birikimlerini birbirlerine karþý deðil, onlara karþý seferber etmelidirler.
MADDE 13–Hizbullah Cemaati; Ümmetin maslahatýna uygun düþen, Ýslami hareket ve Ýslami hükümetin sorunlarýný halleden ve önünü açan Ýslam dairesi içindeki her ictihad ve fetvadan istifade eder. Bu konuda kendisini sadece bir mezhep veya bir ictihadla sýnýrlandýrmaz.
Açýklama:
Cemaat ve devletler, ümmetin bütün zenginlikleri için þemsiyedirler; ümmetin bütün zenginliklerinden de istifade ederler.
Hz. Peygamber; «Ümmetimin ihtilafý rahmettir» buyurur. (Bu, bazý âlimler tarafýndan hadis olarak kabul edilmemekte, bazýlarý tarafýndan da zayýf olarak belirtilmektedir) Rahmet, bir manasýyla berekettir. Ümmetin zenginliklerinden istifade etmek, hizmette berekete ve refaha vesile olur. Ayrýca «Ümmetim asla dalalet üzere birleþmez (söz birliði yapmaz, yanlýþ bir hüküm üzerinde ittifak etmez)» (Tirmizi, Fiten bölümü 2167) buyurmuþtur.
Hizbullah Cemaati, Ýslam müçtehitlerinin çokluðunu, Ýslam ümmetinin bir zenginliði ve ümmet için yol göstericilerin çokluðu olarak görür. Onlarýn farklýlýðýný, onlardan farklý bir yönde istifade için imkân sayar. Maslahat halinde onlarýn ictihad ve fetvalarýnýn yanýnda, sosyal ve siyasal hayata dair üretimlerini de ümmetin bir azasý olarak kendisi için imkân bilir. Onlarý okur, tetkik eder, kýyaslar ve onlardan ihtiyaç duyulan hususlarda istifade eder. Kendisini belli bir müçtehid veya müçtehid grubuyla sýnýrlandýrmaz
MADDE 14–Hizbullah Cemaati; Ýslam’ýn anlaþýlýp uygulanmasý noktasýnda, Kur’an ve Sünnet çerçevesinde eser vermiþ tüm âlimlerden istifade eder. Akýlcýlýk, Mealcilik, Tekfircilik ve Irkçýlýk gibi Ýslam’ýn özüne muhalif olan akým ve düþünceleri reddeder.
Açýklama:
Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselam bir hadisinde; «Âlimler, peygamberlerin varisleridir.» (Ebu Davud, Ýlim bölümü 3641) buyuruyor.
Sahih bir akide, raþid bir ilim ve salih amel üzere eser veren bütün âlimler, mezhep ve meþrepleri ne olursa olsun, ümmetin âlimleridirler. Onlarýn her biri ümmet için bir imkândýr. Onlardan istifade etmek, ümmetin imkânlarýndan istifade etmektir. Onlarý dýþlamak ümmetin imkânlarýný heder etmektir.
Âlimlerin her biri, bir veya birkaç alanda mütehassýstýr. Bunun için birbirlerini tamamlarlar. Onlardan bir kýsmýný terk etmek, meselenin bir bölümünü eksik býrakmak anlamýna gelebilir.
Hizbullah Cemaati, sadece ilahi rýzayla hareket ederek ümmetin kurtuluþu için yapýlacak iþlerde hiçbir kusur kalmasýn diye mezhep ve meþrep farký gözetmeden, ümmetin salih amel ehli bütün âlimlerini okur, deðerlendirir, tavsiye eder.
Hizbullah Cemaati, ümmetin coðrafyasýnýn istilasýna karþý mücadele azminde olduðu gibi, ümmetin evlatlarýnýn zihin ve kalplerinin istila edilip vicdanlarýnýn bozulmasýna karþý da mücadele azmindedir.
Ýslam düþmanlarý, modern çaðda Ýslam coðrafyasýný istila etmek için uçaklar, gemiler, toplar icat ettikleri gibi fikir akýmlarý da icat etmiþler veya keþfettikleri fikir akýmlarýný desteklemiþlerdir. Topraklarýn istilasýnda savaþ uçaklarý, gemiler ve toplar ne ifade ediyorsa zihin ve kalplerin istilasý ve vicdanlarýn saptýrýlmasýnda fikir akýmlarý da ayný iþleve sahiptir.
Bu mahiyette Akýlcýlýk, Mealcilik, Tekfircilik ve Irkçýlýk ümmet evlatlarýnýn zihin ve kalplerinin istilasý ve vicdanlarýnýn saptýrýlmasýnda birer düþman silahýdýrlar.
Batý’da pozitivizm denen «Akýlcýlýk», baþ vazifesi vahyi kavramak olan selim aklýn saptýrýlarak vahye karþý konumlandýrýlmasýdýr.
Akýlcýlýk; selim akýldan sapmayla üretilmiþ, dolayýsýyla sapkýn ve uydurma bir aklýn, insanla vahiy arasýna konmasýdýr. Bu akým, özünde maddepereset (materyalist) ve inançsýzdýr (ateisttir).
Modern çaðda, Müslümanlarýn bir kýsmý dinlerinden koparýlarak «laik/çaðdaþ/modern kesim» olarak bu akýma sevk edilmiþtir. Diðer bir kýsmý ise Kur’an-ý Kerim’in ayetleri ve Hz. Peygamberin hadislerini «akýl kýstasýna vurdurma» anlayýþýna sürüklenmiþtir. Bu anlayýþ, yer ve zamana göre deðiþkenlik gösteren insan aklýný vahyin üzerine çýkarýr ki bu insaný vahiyden koparýp kula kul etmenin hileli bir yoludur, Mü’minlerin önüne konmuþ bir tuzaktýr. Amaç, Mü’minleri vahiyden uzaklaþtýrarak taðut ve emperyalistlerin kulu haline getirmektir.
Hizbullah Cemaati, kula kulluðun her türünü reddettiði gibi bu tür fikir akýmlarýný da reddeder. Ona sapmýþ kiþileri, âlim, bilgin gibi unvanlar taþýsalar dahi eserlerini istifade edilecek Ýslami eser olarak kabul etmez.
Hz. Aiþe validemize Hz. Peygamberin ahlaký sorulduðunda «O yürüyen bir Kur’an’dý» buyurmuþtur.
Kur’an-ý Kerim, Hz. Peygamberin sözleri ve davranýþlarý ile en mükemmel þekilde tefsir ve tatbik bulmuþtur. Kur’an-ý Kerim’in ilk, en büyük ve þaþmayan müfessiri Hz. Peygamber olduðu gibi, onu en kusursuz þekilde hayatýna tatbik eden de odur. Onun fiilleri sözlerini açýklar, fiil ve sözleri bütünlüðünden oluþan Sünneti, Kur’an’ýn nasýl yaþanacaðýný peygamberlik vazifesinin gereði olarak beyan eder. Sünnete dayanmak, Kur’an-ý Kerim’e saðlam bir kýlavuzun yol göstericiliðinde varmak anlamýna geldiði gibi, Kur’an-ý Kerim’i hevalarýna göre yorumlamak isteyenlerin þerrinden de uzak tutar.
Mealcilik, Sünneti reddeder. Yine daha çok bir modern dönem tuzaðý olarak bu reddediþi bazen açýkça ifade eder, bazen ise art niyet içinde hadislerin etrafýnda kuþkular uyandýrarak gerçekleþtirir. Bunu yaparken gayesinin «Kur’an Ýslam’ý» dediði Kur’an-ý Kerim’de ifade bulunan Ýslam olduðunu iddia eder. Hakikatte ise Kur’an-ý Kerim’i anarak Mü’minleri öncelikle Kur’an-ý Kerim’den, ardýndan Hz. Peygamber’den ve dolayýsýyla Ýslam’dan uzaklaþtýrmayý hedefler. Dolayýsýyla bu akým Ýslam âleminde liberalizm, komünizm, sosyalizm gibi akýmlarla varýlmak istenen Ýslam’dan uzaklaþtýrma amacýna hizmet eder. Akýmýn müntesipleri gayelerinin bu olmadýðýný söyleseler de her bir akým hep bu neticeyi getirir. Her bir akým, Hz. Peygamberin Kur’an’ý tefsir vazifesini gasp ederek saptýrdýðý kiþileri, akýmýn öncülerinin heva ve heveslerinin esir ve kuluna dönüþtürür; nihayetinde birden çok yönüyle kula kulluða yol açar.
Hizbullah Cemaati, mealciliði bütün türevleri ile reddeder. Ona sapmýþ kimselerin eserlerini istifade edilecek eserler arasýnda kabul etmez.
Peygamberler gibi sair Mü’minler de Ýslam’ý teblið ile görevlidirler. Onlarýn gayeleri, ümmetin büyümesi ve güçlenmesidir. Bunun için baþta Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat olmak üzere þuur ehli Müslümanlar, ümmet dairesini mümkün oldukça geniþ tutmuþlardýr. Ümmeti, zararlý akým ve hareketlere karþý korurken yorumlar üzerinden fertlerin imanlarýyla uðraþmayý doðru bulmamýþlardýr. Fertleri dairenin dýþýnda saymak yerine, emri bilmaruf ve nehyi anilmünker’de bulunarak ýslah etmeye, onlarýn akide ve amellerindeki aksaklýklarý gidermeye çalýþmýþlardýr. Yine iman-amel iliþkisi de hikmet ehlince ümmetin maslahatýna uygun anlaþýlmýþtýr.
Tekfircilik; kendisi gibi inanmayanlarý Mü’min/Müslüman saymama akýmýdýr. Kur’an-ý Kerim’i, Sünnet ve icma-ý ümmete raðmen tevil edip ümmeti ihya eden ayet-i kerimeleri ümmetin aleyhinde kullanan bu akýmýn en belirgin vasfý bakýþ darlýðýdýr. Akýlcýlýk ve Mealcilikten de dolaylý olarak etkilenen akýmýn, iman dairesini daraltarak ümmeti bölme, parçalama, kavga ettirme, nihayetinde Ýslam düþmanlarýnýn iþini kolaylaþtýrma gibi pek çok tehlikeli yaný vardýr.
Henüz Asr-ý Saaddet’te belirtileri ortaya çýkan ve «Haricilik» olarak ünlenen tekfircilik akýmý, günümüzde gerek Sünniler gerek Þiiler arasýnda, ümmetin aleyhinde olan planlar doðrultusunda yaygýnlaþtýrýlmak istenmektedir. Akýmýn tesirinin görüldüðü yerlerde, Müslümanlar, asli gündemleri olan Ýslam düþmanlarýna karþý mücadele gündeminden saparak birbirleriyle uðraþmaya baþlamaktadýr. Bu da Ýslam düþmanlarýnýn iþini kolaylaþtýrýrken ümmetin kurtuluþuna dair umudu menfi etkilemektedir. Umut, harekete sevk edicidir. Umudun azaldýðý yerde hareket zayýflar, atalet baþ gösterir. Tekfircilik, son devirde Müslümanlarýn kurtuluþ azimlerine karþý bir dýþ silah olarak da kullanýlmak istenmektedir.
Hizbullah Cemaati, daima ümmetin birliðinden ve maslahatýndan yanadýr; ümmetin kurtuluþ yolculuðunu uzatacak, o yolculukta bölünme ve atalete yol açacak her tür giriþime karþýdýr, Tekfirciliði kaynak ve çeþitleri ne olursa olsun reddeder.
Ýslam düþmanlarý, yüzyýllara yayýlan Ýslam’la mücadele tecrübelerinde Müslümanlarýn birlik oldukça köleleþtirilemeyeceðini ve Ýslam topraklarýnýn istila edilemeyeceðini kavramýþlardýr. Bunun için ümmete yönelik bütün faaliyetlerinde bölüp parçalamayý asli bir yöntem olarak benimsemiþlerdir. Kendi ýrklarýný diðer ýrklardan üstün tutma, adaleti ýrkýndan yana bozma akýmý olan Irkçýlýk, bu yöntemlerin ilklerindendir, ama en süreklisi, en yaygýný, en yýpratýcýsý ve en hilelisidir.
Ýslam düþmanlarý, Arap, Türk, Fars, Kürt hiçbir Ýslam kavmini sevmezler; hiçbirinin öne çýkmasýný istemezler. Aksine hepsinin kendilerine hizmet etmesini isterler. Þeytani bir eðilim olan Irkçýlýk, geçmiþteki serüveninin dýþýnda, Müslüman kavimleri birbirinden uzaklaþtýrýp zayýflatmak, birbiriyle çatýþtýrýp onlarýn imkânlarýný sömürmek için Ýslam dünyasýna ihraç edilmiþ bir modern Batý akýmýdýr.
Bu akým, Müslüman kavimlerini, kültürlerini kullanarak onlarý Ýslam medeniyetinin dýþýna çýkarma, onlarý geçmiþin bir kýsmý uydurulmuþ ýrksal destanlarýyla coþturup her kavmin lehine olan ümmet bütünlüðünden uzaklaþtýrma tahribatlarýna yol açacak þekilde dizayn edilip Ýslam âlemine getirilmiþtir. Ona sarýlarak kurtulacaðýný zannedenler, kendileri kurtulmadýklarý gibi Müslümanlarýn emperyalizmin tahakkümüne girmelerine de yol açmýþlardýr.
Irkçýlýk akým, özünde Ýslam akidesine aykýrýdýr; tatbikatýnda ise ümmetin maslahatlarýna düþmandýr; ümmetin düþmanlarýna ise hizmetkârdýr.
Hizbullah Cemaati, ümmetin güçlü veya zayýf bütün unsurlarý için ýrkçýlýðý reddeder, ýrkçý uygulamalara karþý durur. Ona karþý Müslümanlarýn kardeþliðini ve Müslümanlar arasýnda adaleti ikame etmeye çalýþýr.
MADDE 15–Hizbullah Cemaati; Müslümanlarýn ilk kýblesi olan Kudüs’ün özgürlüðüne kavuþturulmasý için mücadele etmeyi þer’î bir görev olarak bilir. Bu hedefe ulaþmak için mücadele eden tüm hareketleri, imkân ve þartlarý elverdiði ölçüde destekler ve onlarla dayanýþma içerisinde olur.
Açýklama:
Kudüs, Müslümanlarýn ilk kýblesidir, Hz. Peygamber aleyhissalatü vesselamýn Ýsra ve Miracýnýn buluþma noktasýdýr; Hz. Peygamberin, bütün peygamberlerin önünde namaz kýlarak adeta tevhid mücadelesinin bayraðýný devraldýðý, çevresiyle birlikte mukaddes þehirdir. Henüz Hz. Ömer devrinde Ashab-ý Kiram’ýn ortak karar ve mücadelesiyle fethedilmiþtir.
Kudüs; Ýslam ile küfrün mücadele cephesidir. Ýslam âleminin adeta göstergesidir. Kudüs selamette ise Ýslam âlemi selamettedir, Kudüs felakette ise Ýslam âlemi felakettedir.
Bunun için Haçlýlarca istila edildiðinde Müslümanlar, Kudüs’ü kurtarmak için seferber olmuþlardýr ve bu seferber olma hali nihayetinde Selahaddin-i Eyyubi’nin komutasýnda fetihle neticelenmiþtir.
Müslümanlarýn son iki yüzyýlda güçten düþmesiyle Kudüs tehdit altýna girmiþ, nihayetinde 1967’de Siyonist iþgalciler tarafýndan istila edilmiþtir. Ümmetin ilk kýblesinin küffar çizmeleri altýnda çiðnenmesine yol açan bu istilaya karþý mücadele etmek, bütün ümmetin vazifesidir. Bu büyük vazife, istilanýn maðdurlarý olan Filistinlilerin omuzlarýna yüklenemez. Bütün Müslümanlar, Kudüs’ü kurtarmak için vazife yüklenmek durumundadýrlar.
Hizbullah Cemaati, Kudüs’ün kurtuluþu için çalýþmayý Ýslam þeriatýnýn emri bilir. O emir doðrultusunda sürekli bir çalýþma içinde olur. Bununla birlikte Hizbullah Cemaati, Kudüs’ün kurtuluþu için mücadele eden bütün gruplarý destekler, onlarýn Kudüs’ü kurtarma mücadelesinin Kudüs’ün yeniden fethine vesile olmasý için gayret içinde olur.
MADDE 16–Hizbullah Cemaati; Ýslam topraklarýnýn hiçbir parçasýnýn iþgal edilmesine rýza göstermez. Ýþgalden kurtarýlmasý için mücadele etmeyi vacip bilir. Bu hedef doðrultusunda mücadele eden Müslümanlarý, imkânlarý ölçüsünde destekler.
Açýklama:
Ýslam beldelerinin tamamý bir bütün olarak Dârü’l-Ýslam’ý oluþturur. Dârü’l-Ýslam, bütün Müslümanlarýn yurdudur. Dârü’l-Ýslam’ýn muhafazasýndan ve (Allah muhafaza) istila edildiðinde kurtarýlmasýndan bütün Müslümanlar mesuldür.
Dârü’l-Ýslam’ýn herhangi bir karýþý, bir köþesi istila edilmeye kalkýþýldýðýnda veya istila edildiðinde, hiçbir Müslüman yataðýnda rahat uyuyamaz ve hiçbir þey olmamýþ gibi davranamaz. Ancak hiç kuþkusuz, bir istila karþýsýnda ilk duracak olanlar, istilanýn doðrudan muhataplarýdýr, istila edilen topraklardaki Müslümanlardýr.
Hizbullah Cemaati, yakýn veya uzak demeden Ýslam topraklarýna yönelik her tür saldýrýyý, kendi yurduna yapýlmýþ olarak kabul eder ve ona karþý durmaya çalýþýr. Bu çerçevede, topraklarýný istiladan kurtarmaya çalýþan Müslümanlara her tür desteði vermeyi görev bilir.
Hizbullah Cemaati, Ýslam coðrafyasýndaki doðrudan istilayý sonlandýran her tür hareketi olumlu kabul eder; istilanýn sürmesine yol açacak yaklaþýmlarý onaylamaz. Bu mahiyette, Ýslam dünyasýnda Batý’nýn zulmünü sürdüren vekil/naib yönetimlerin oluþtuðu malumdur. Hizbullah Cemaati, bu zalim vekil/naib yönetimlerin þerir faaliyetlerini öne sürerek dýþ istilayý meþru görmez, meþru gören tutumlarý tasvip etmez. Zira dýþ istila, istilalarýn en aðýrý ve en tahrip edicisidir.
MADDE 17–Hizbullah Cemaati; Cihanþümul Ýslami hareketin bir parçasýdýr. Ümmet bilinciyle dünya Müslümanlarýnýn sorunlarýna Ýslami bir bütünlük içinde bakar. Ýslam ümmetinin siyasi birliði ve dünyanýn her yerinde yaþayan tüm Müslümanlarýn özgürlüðü ve baðýmsýzlýðýný savunur.
Açýklama:
Müslümanlar, bir bütündür. Ýslami hareketler o bütünün faal yapýlarýdýr. Emperyalist güçlerin veya yerel unsurlarýn çizdiði sýnýrlar Müslümanlarý bölemez; Ýslami hareketleri parçalayamaz. Ancak mekân ve zaman farklarý, Ýslam âleminde farklý Ýslâmî hareketlerin oluþmasýna da yol açmýþtýr.
Hizbullah Cemaati, o Ýslâmî hareketleri, Cihanþümul, yani evrensel/küresel Ýslâmî hareketin bir bölümü gibi kabul eder. Müslümanlarýn bütün olarak Ümmeti teþkil ettiklerinin þuuruyla meselelere bakarak dünyadaki bütün Ýslami hareketleri destekler, tecrübelerini ve imkânlarýný onlarla paylaþýr; onlarýn tecrübelerinden yararlanýr. Müslümanlar arasý dayanýþma için kurulan, ümmeti bütünleþtirici kurumlara katýlýr; o kurumlarýn icra kurullarýnda gerekirse yer alýr, onlarý güçlendirmeye, yaymaya ve faaliyetlerini etkin kýlmaya çalýþýr.
MADDE 18–“Bu ümmetiniz tek bir ümmettir, öyleyse bana ibadet edin” ayeti gereðince ümmet, her ýrk ve kavimden tüm dünya Müslümanlarýnýn ortak ismi ve birliðinin adýdýr. Bu anlamda Hizbullah Cemaati, aidiyet olarak ümmete vurgu yapar.
MADDE 19–Hizbullah Cemaati; bütün kavimlerin varlýðýný kabul eder ve Kur’an’da ifadesini bulduðu þekliyle kavimlerin çeþitliliðini Allah celle celalühünün bir ayeti olarak görür. Hiçbir ýrkýn diðer bir ýrka üstünlüðünü kabul etmez. Üstünlüðün takvada olduðuna inanýr. Ümmeti parçalayýcý her türden ýrkçýlýðý ve cahili asabiyeti reddeder. Dili, ýrký ve rengi ne olursa olsun bütün insanlarý hukuk karþýsýnda eþit görür.
Açýklama:
«Ey insanlar! Doðrusu biz sizi bir erkekle bir diþiden yarattýk ve birbirinizle tanýþmanýz için sizi kavimlere ve kabilelere ayýrdýk. Muhakkak ki Allah yanýnda en deðerli olanýnýz, O’ndan en çok korkanýnýzdýr. Þüphesiz Allah bilendir, her þeyden haberdardýr.» (Hucurat, 13)
»...Ey insanlar! Biliniz ki Rabbiniz birdir, babanýz da birdir. Bütün insanlar Âdem’den gelmiþ, Âdem ise topraktan yaratýlmýþtýr. Arap’ýn Arap olmayana, Arap olmayanýn Arap’a, beyazýn siyaha, siyahýn da beyaza hiçbir üstünlüðü yoktur. Allah katýnda üstünlük ancak takva iledir...» (Veda Hutbesinden)
Hizbullah Cemaati, bütün Müslümanlar için en üst kimlik olarak Ýslam’ý tanýr.
Hizbullah Cemaatinin herhangi bir ferdi, kendisini her þeyden önce «Müslüman» olarak bilir ve öyle tarif eder. «Kimsin?» Sorusuna «Müslümaným» cevabýný verir. Ama Hizbullah Cemaati, Kur’an-ý Kerim’in ilgili ahkâmý, Hz. Nebiyi Ekrem’in Sünneti ve Ashab-ý Kirâm’ýn fetihlerdeki hassasiyeti doðrultusunda Müslümanýn kendini tarifte kavim ve yurdunu ifade etmesini yanlýþ bulmaz. Arabistan, Türkistan, Kürdistan, Habeþistan gibi tarihte kavim adlarýyla ilgili yapýlan adlandýrmalarý parçalayýcý tarifler olarak kabul etmez. Tarif amaçlý el-Arabî, et-Türkî, el-Kürdi gibi kavmiyet atýflarýný, ümmetin bugüne kadarki adetlerine de uygun olarak tabii bulur. Bu tür atýflarý ýrkçýlýkla iliþkilendirmez; bu tür atýflardan baþlý baþýna bir kuþku duyulmasýný da onaylamaz. Zira Müslümanlar, Hz. Peygamber için «el-Arabî» dedikleri gibi, âlimlerini de tarif için kavmiyetlerine nispetle et-Türkî, el-Kürdî gibi nispetlerle anmýþlardýr. Bundan ümmetin hiçbir kesimi rahatsýzlýk duymamýþtýr. Günümüzde bu nispetlerin bazý kavimler için meþru görülüp diðerleri için yasaklanmaya kalkýþýlmasý, tamamen Batý’dan etkilenmelerin bir karþýlýðýdýr. Hizbullah Cemaati, bu yasaklarýn tamamýna karþý durur.
MADDE 20–“Diller Allah’ýn ayetlerindendir.” Hizbullah cemaati, konuþulan bütün dillerin varlýðýný kabul etmekle beraber, içinde bulunduðu toplumun dilini kullanmayý tercih eder. Kürtçenin resmi dil olmasý ve baþta eðitim, öðretim olmak üzere Kürt halkýna her alanda Kürtçe ile hizmet verilmesi için her zeminde gerekli çabalarý gösterir.
Açýklama:
«Göklerin ve yerin yaratýlýþý, dillerinizin ve renklerinizin farklý oluþu O’nun ayetlerindendir. Bunda bilenler için ibretler vardýr.» (Rum, 22)
Hizbullah Cemaati, hangi coðrafyada faaliyet gösteriyorsa o coðrafyanýn dilini kullanýr, bu konuda bir sýnýrlama içinde olmaz.
Kürtler, Bizans ve Sasanî Ýmparatorluklarýnýn kendilerine yönelik zorbalýklarýndan Ýslam’la kurtuldular. Ýslam’ýn adaletinin getirdiði haklarla kimliklerini buldular, dillerini baþta medreselerde olmak üzere geliþtirme imkâný yakaladýlar. Ýslam âleminin Batý etkisine girdiði günlere kadar, hiçbir devlet, Kürtlerin dilleri ve diðer haklarýna yönelik kýsýtlamalara gitmemiþtir. Bu hususta Ýslam Þeriatý/Hukuku, etraflarýndaki toplumlara göre nüfuslarý az olan Kürtler için temel güvence olmuþ; nitekim Kürtler, Ýslam Þeriatý ve adaleti her zaman eþdeðer kabul etmiþlerdir. Ýslam âlemi, Batý etkisine girdikçe Kürtlerin hak ve hukuklarý yok sayýlmýþ, dillerine yönelik ýrkçý kýsýtlamalar getirilmiþtir.
Hizbullah Cemaati, Ýslam âleminin zayýflamasý ve Ýslam Þeriatýnýn siyasal nizamlarca yasaklanmasýyla ortaya çýkan, Kürtlere yönelik yasaklarý tamamen reddeder. Kürtlerin Ýslâmî dönemde olduðu gibi, saygýn bir konumda kabul edilmeleri için uðraþ içinde olur. Kürt dilinin yitirilen kazanýmlarýnýn iadesi için uðraþýr, Kürtçenin diðer dillerin yanýnda resmi dil olarak tanýnmasýný talep eder ve bu yönde gayret gösterir.

Þehid Rehber