ÞEHÝT REHBER HÜSEYÝN VELÝOÐLU'NUN HAYATI VE MÜCADELESÝ -29

ÝSLAM DAVASI VE CEMAATLEÞME HAKKINDAKÝ GÖRÜÞLERÝ

Þehid Rehber, Ýslam’ýn bir yaþam biçimi olduðuna, Allah (cc) tarafýndan yaþanmak üzere gönderildiðine ve Müslümanlarýn bundan dolayý sorumlu olduklarýna inanmaktaydý. Ýslam’ýn yönetime þekil vermesi ve toplumun Ýslam esaslarýna göre idare edilmesi gerektiðine inanmaktaydý.

Dolayýsýyla Müslümanlarýn, Ýslam’ý hem ferdi hem de ailevi hayatlarýnda yaþamalarýyla birlikte, Ýslam’ý toplum hayatýna da hakim kýlmak için Ýslam davasýný omuzlamakla mükellef olduklarýný savunmaktaydý. Bu bakýmdan, Rasulullah’ýn (sav) mücadele hayatýný örnek alarak, Müslümanlarýn birleþip örgütlü bir güç haline gelmelerinin de yine Ýslami bir mükellefiyet olduðuna inanmaktaydý. Ýslam’ý hakim kýlma mücadelesinin bireysel olarak verilemeyeceðini, bireysel güç ve imkanlarla bir yere varýlamayacaðýný, örgütlü ve organize bir güç halinde olan Ýslam düþmanlarýna karþý, ancak Cemaat ve örgütlü güç halinde mücadele edilebileceðini söylüyordu.

Muhterem Ý. Bagasi, bu konuda Þehid Rehber’den þunlarý nakletmektedir: “Müslümanlar Cemaat olmazlarsa ve teþkilatlý bir güç olarak mücadele etmezlerse Cemaatsel mücadelenin nihai hedefi olan Ýslami bir hükümet hedefine ulaþamazlar. Bu olmayýnca izzetlerini ve aðýrlýklarýný koruyamaz, dünya güçleri arasýnda olmalarý gereken yerde bulunmalarý mümkün olmaz. Müslümanlar ne kaybetmiþlerse, bunu ihmal ettiklerinden, bu konuda kendilerinden bekleneni hakkýyla yapmadýklarýndan dolayý olmuþtur. Günümüzde Müslümanlarýn ne yapýp edip mutlaka bir araya gelmeleri, örgütlenmeleri, Cemaatleþmeleri ve bu doðrultuda mücadele etmeleri þarttýr. Cemaat mensuplarýnýn, kendilerini teþkilatçýlýk konusunda yetiþtirmeleri gerekir. Diðer hareketlerin aksine bizim asker–militan sýkýntýmýz yoktur. Tüm kardeþlerimiz buna hazýrdýr. Ama teþkilatçý kardeþlerin yetiþmesi kolay olmamaktadýr, buna ise her dönemde ihtiyacýmýz vardýr” derdi.

M. S. adlý Cemaat mensubu þöyle söylemektedir: Bir gün elimde bir siyer kitabý vardý ve onun üzerinde konuþurken; “Müslümanlarýn kütüphaneler dolusu eserleri vardýr ve bunlar bize miras olarak kalmýþtýr. Bu konuda bizim sýkýntýmýz yoktur. Ama teþkilat konusunda maalesef Müslümanlar bugün zayýf kalmýþlardýr. Ýþte bizler bunun üzerine yoðun olarak çalýþacaðýz ve inþaallah bu eksikliði kapatmaya çalýþacaðýz” dedi.

ÝSLAMÝ CEMAATLER HAKKINDAKÝ GÖRÜÞLERÝ

Ýslam’ýn hakim olmadýðý ortam ve þartlarda Müslümanlarýn Cemaat olup Ýslami faaliyet yürütmeleri gerektiðini belirtirdi. Fikir, düþünce veya yöntemlerde bazý ihtilaflarý olsa bile dünya küfrüne ve istikbarýna karþý eylem birliktelikleri içinde olmalarýný arzu ederdi.

Cemaati kurduktan sonra bölgenin bütününü dolaþýp Ýslami kiþilik sahibi herkese, özellikle de medrese okumuþ mollalara ve okul okumuþ mekteplilere gidip Ýslam davasý için çalýþma teklifinde bulunmasý, irtibat kurup birlikte hareket etmeye onlarý davet etmesi bunun somut örnekleridir.

Þehid Rehber, Müslüman þahsiyetlere ve yapýlara bakýp deðerlendirirken, Ýslam davasýný ve Ýslam davasýna hizmeti mihver alýr, bu zaviyeden bakar ve deðerlendirirdi. Ýslam davasýný yüklenen ve Ýslam davasýna hizmet edenlere muhabbet ve yakýnlýk duyar, onlarla imkan dahilinde bir arada bulunmayý, uzak bile olsa yapabildiði kadar yardým ve destekte bulunmayý isterdi.

Ancak bu konuda kendine has prensipleri vardý. Öyle her nara atana, yaldýzlý laf söyleyene, kuru kalabalýk yapana itibar etmiyordu. Akidesini, bakýþ açýsýný, amaç ve hedeflerini önemsiyor, bunlarý deðerlendirmede dikkate alýyordu. Bu yüzden; Mealcilik, Akýlcýlýk, Tekfircilik, Mezhepçilik ve Milliyetçilik gibi hususlarý esas alan, laik ve gayri Ýslami rejimler ile muhalefet ve mücadele içinde olmayan, hele hele birlikte veya iþbirliði içinde bulunan ve tavýrlarýyla Ýslami mücadelede Müslümanlara ayak baðý olanlara itibar etmezdi. Ancak Ýslam davasýna ve Müslümanlara zarar vermedikleri müddetçe de onlara yönelik herhangi bir tavýr içine girmezdi. Müslüman olduðunu ve Ýslami çalýþma yürüttüðünü iddia edenlerin söylem ve faaliyetlerinin, Ýslam ve Müslümanlarýn aleyhinde olmasýný kabullenmezdi. Ýslam davasý ve Müslümanlar lehinde bir þey yapmýyor olsalar bile, hiç olmazsa aleyhinde olmamasý gerektiðini düþünürdü.

B. V. adlý Cemaat mensubu þunlarý aktarmaktadýr: “Mealcilik, Akýlcýlýk, Tekfircilik, Mezhepsizlik, aþýrý sünni veya Þiilik, (özellikle sonradan Þiiliðe geçenlerden) ve aþýrý milliyetçilik gibi saplantýlar içinde olmayan bütün Ýslami Cemaat ve hareketleri severdi. Onlara destek olmak isterdi ve onlarýn aleyhinde konuþmaya müsaade etmezdi. Herhangi bir Ýslami Cemaat aleyhinde konuþulduðunda karþý çýkýyor; “Hiçbir Müslümaný gündeminize alýp aleyhte konuþmayýn, çünkü hiçbir Müslüman ve Ýslami Cemaat bizim rakibimiz deðildir. Rakiplerimiz gayri Ýslami güçler, örgütler ve rejimlerdir. Biz Müslümanlarla deðil, Ýslam düþmanlarýyla mücadele ediyoruz” diyordu. Ýslam ülkelerinde gayr–ý Ýslami örgütler güçlenip Ýslami Cemaatlere alternatif olduklarý zaman çok rahatsýz olurdu. Daima Müslümanlarýn sahipsizliðinden, zayýflýðýndan ve daðýnýklýðýndan bahseder, üzülür ve iç çekerdi. Buna defalarca þahit olmuþuz. Ýslami Cemaat ve hareketlerin birbirleriyle uðraþmamalarý gerekir. Aksine, Ýslam’dan uzak, hiçbir Ýslami Cemaat ile baðý olmayan ve cahili hayat sürenler üzerinde çalýþmak ve Ýslam’a kazandýrmak gerekir. Üzerinde çalýþacaðýmýz bu kesim insan potansiyeli olarak hepimize yeterdir. Yok, eðer Müslümanlar böyle yapmaz da birbirleriyle uðraþýrlarsa, rakip gibi hareket edip karþý karþýya gelirlerse, enerjilerini birbirlerine karþý kullanmýþ olurlar ve neticede zayýf düþerler derdi. “

M. S. adlý Cemaat mensubu Þehid Rehber’in konuyla ilgili tutumundan þöyle bahsetmektedir: “Þehid Rehber, hiçbir zaman Ýslami Cemaat ve gruplarý gündem edip aleyhlerinde konuþmazdý. Arkadaþlarýn da böyle yapmasýný söyler, aleyhte konuþmalarýna müsaade etmezdi. Vakitlerini bu gibi þeylerle harcamamalarýný, kendi iþlerine yoðunlaþmalarýný söylerdi. “

Ý. H. adlý Cemaat mensubu bu konuda þunlarý söylemektedir: “Þehid Rehber, Müslüman’ým diyen herkese kucak açýlmasýný, imkânlar ölçüsünde dertlerine ortak olunmasýný, Ýslam düþmanlarýndan gelecek zararlara karþý Müslüman kardeþine siper olunmasýný tavsiye ederdi. Dünya Müslümanlarýný takip eder, yüz yüze bulunduklarý sorunlar kendisini rahatsýz ederdi. Bütün Müslümanlarý, Ýslam ümmetinin uzuvlarý olarak görürdü. Ýslam ümmetinin birlik ve bütünlüðünün tesisi için yapýlmasý gerekenler konusunda kafa yorar, hesap ve planlar yapardý. “

ÝSLAMÝ CEMAAT VE GRUPLAR ARASINDAKÝ ÝLÝÞKÝLERE BAKIÞI

Þehid Rehber için ideal olaný, Müslümanlarýn ayný çatý altýnda bir araya gelmeleriydi. Bununla birlikte, Ýslam’ýn hakim olmadýðý günümüz þartlarýnda her tarafta gayretli Müslümanlarýn bir araya gelip bir yapý, bir Cemaat teþkil etmelerinin son derece tabii bir durum olduðunu, bunun neticesinde her yapýnýn kendine has yaklaþým ve hareket tarzý geliþtirdiðini, dolayýsýyla bazýlarýnýn diðer bazýlarýný bir çok konuda kabul etmediðini, çünkü birbirlerinden uzaklaþýp yabancýlaþtýðýný, bu nedenle birleþmelerinin kolay olmadýðýný, birleþebilme safhasýna gelebilmeleri için uzun bir sürece ihtiyaçlarýnýn olduðunu, bunlarý dikkate almadan birlikte hareket etmeye çalýþan bazý gruplarýn birlikteliklerinin çok kýsa sürdüðünü söylerdi. Her birinin, ortak paydayý kabul edip kendisini ona göre ayarlamak yerine, sahip olduðu grup anlayýþýyla birlikte geldiðini ve bu anlayýþla hareket ettiðini, diðerine karþý kendi doðrularýný dayatmaya ve kendi hesaplarý doðrultusunda hareket ettirmeye çalýþtýðýný, bu yüzden de aralarýnda çabucak anlaþmazlýklarýn çýktýðýný ifade ederdi. Onun için bu konuda önyargýlý, ciddiyetten uzak, yapay, sadece sözde kalan, þartlý ve hesaplý yaklaþýmlardan hiç hoþlanmazdý.

Müslümanlar birleþeceklerse, kendi grupsal hesaplarýndan tamamen sýyrýlarak ve önyargýlardan tamamen uzak bir þekilde birleþmelidirler. Birleþtikten sonra, herkesin kendine ait ayrý bir programýnýn olmamasý, aksine tek merkezden idare edilen ve tek merkez tarafýndan ortaya konan programýn iþlemesi gerektiðini söylerdi. Bu yüzden Ýslami yapýlar arasýndaki içi doldurulmamýþ koalisyon, dirsek temasý diye tabir edilen iliþkilere pek itibar etmezdi. Müslüman yapýlarýn, bu gibi þeylerle zaman kaybetmemeleri gerektiðini ifade eder, bunun yerine ya tam birleþmelerini veya birbirlerini hedef almadan fikir ve düþüncede takviye etmeleri ve destek vermeleri gerektiðini söylerdi.

Þehid Rehber, bu konuda Müslümanlarýn hal ve tavýrlarýndan muzdaripti. Bir araya gelemediklerinden, birliðe giden yolda gereken adýmlarý atamadýklarýndan yakýnmaktaydý. Bu yüzden kendisi bu istikamette çaba sarf etmekteydi. Ýslami yapýlarla ya doðrudan kendisi veya yanýndaki arkadaþlarý vasýtasýyla iliþkiler geliþtirir ve imkân elverdiði müddetçe de sürdürürdü. 1983–1993 aralýðýndaki on yýllýk bir süreçte bu bakýmdan çok sayýda Ýslami yapý ve þahsiyetlerle görüþmeler yapýlmýþ ve iliþkiler geliþtirilmiþtir. Batman, Diyarbakýr, Elazýð, Malatya, Kayseri, Ankara, Adana, Konya, Ýstanbul, Kocaeli gibi yerlerde Ýslami faaliyetlerde bulunan yapýlarla irtibata geçilmiþ, ancak 1993 yýlýndan sonra bu irtibatlar sürdürülememiþtir. Çünkü Cemaat, içinde bulunduðu çatýþma ortamýndan dolayý tamamen yer altýna çekilerek gizlenmiþ, etrafýndaki sorumlu arkadaþlarýn çoðunu da gizlemiþti.
 





GERİ  
      Masaüstü Görünümü