ÞEHÝT REHBER HÜSEYÝN VELÝOÐLU'NUN HAYATI VE MÜCADELESÝ -27

10. BÖLÜM

BÝR FÝKÝR ADAMI OLARAK DÜÞÜNCE VE GÖRÜÞLERÝ

AKÝDESÝ VE DÜNYA GÖRÜÞÜ


Þehid Rehber, ilahi ve hak din olan Ýslam’ý; bireyin, ailenin ve toplumun bütününe ve hayatýn her anýna tatbik edilmesi gereken bir yaþam tarzý olarak görüyordu. Bunun bir gereði olarak devlet idaresinin mutlaka Ýslam’a göre þekillendirilmesi gerektiðine ve Müslümanlarýn bundan dolayý sorumluluk sahibi olduðuna inanmaktaydý.

Kur’an’ýn, insan hayatý ve yaþam tarzý için kaynak, devlet idaresi için anayasa, Resulullah’ýn (sav) da Kur’an’ýn yürüyen hali ve Müslümanlar için her konuda en güzel örnek olduðuna inanmaktaydý.

Mü’minlerin, iman baðýyla birbirlerine baðlandýklarýna, bu baðýn insanlar arasýndaki en güçlü ve onlarý birbirlerine en çok yakýnlaþtýran bað olduðuna, böylece bütün Mü’minlerin kardeþ olup tek bir ümmet oluþturduklarýna inanmaktaydý.

Müslümanlarýn, Ýslam’ý kendi ve aile hayatlarýnda yaþamalarý, toplum hayatýna da hakim kýlmak için çalýþmalarý, bunun için daðýnýk olmak yerine örgütlenip birlikte hareket etmeleri, bu uðurda baþa gelenlere karþý sabýr ve tahammül göstermeleri gerektiðine ve Allah’ýn (cc) takdir ettiðinden baþka bir þeyin baþa gelmeyeceðine inanmaktaydý. Müslümanlarýn Cemaat olmadan ve örgütlü bir güç haline gelmeden Ýslam’ý hakim kýlamayacaklarý ve Müslümanlarýn kurtuluþunu saðlayamayacaklarýný söylerdi.

Laik Kemalist Rejimin, gayri Ýslami temeller üzerine bina edildiðini, Ýslam’a ve Müslümanlara karþý baþýndan beri düþmanca bir siyaset izlediðini, Ýslam’ýn toplumdaki müessese ve eserlerini yok etmeye ve Müslümanlarý sindirmeye çalýþtýðýný, bu konuda çok zarar verip tahribat yaptýðýný, bu nedenle Müslümanlarýn bu rejime karþý birleþip mücadele etmeleri gerektiðini, bu düzene karþý mücadele etmeyen ve mücadele safýnda yer almayanlarýn sorumluluk altýnda kalacaklarýný düþünürdü. Cemaati kurmasýndaki temel saik ve faktör de buydu. Yani gayri Ýslami Laik Kemalist Rejime karþý mücadele, Hizbullah Cemaatinin varlýk sebebi olmuþtur.

Tekfirci, dýþlayýcý, yapay, tecrite dayanan, yapmaktan çok konuþmaya ve tartýþmaya, icradan çok þekilciliðe dayanan düþünceleri benimsemezdi. Her konuda Kur’an ve Sünnetin esas alýnmasý ayný zamanda mücadele ve faaliyetlerde Rasulullah’ýn (sav) hareket metodunun örnek alýnmasý gerektiðini savunurdu.

Ýfrat ve tefrite dayalý tavýr ve düþünceleri tasvip etmezdi. Ýçinde bulunduðu ortam ve þartlarý gözeterek, faaliyetlerde ihtiyaç duyulan ve çaðýn gerektirdiði her türlü meþru vasýtanýn kullanýlmasý gerektiðini savunurdu. Bunu bizzat pratiðinde de göstermiþtir.

Kur’an ve Sünnet’e aykýrý düþmeyen bütün mezhepleri kabul eder, mezhepler arasýndaki çatýþmalarý benimsemezdi. Herkesin kendi mezhebine göre amel etmesini tabii görür, bununla birlikte Müslümanlarýn yüz yüze bulunduðu çaðdaþ meselelere Kur’an ve Sünnet ýþýðýnda Ýslami çözümler getirilmesi için adaletli, emin ve alim Müslüman þahsiyetlerin içtihat etmelerini bir ihtiyaç olarak kabul ederdi.

M. Ö. adlý Cemaat mensubu Þehid Rehber ile ilgili þöyle bir aný anlatmaktadýr: “Ýslami mezheplere bakýþýnda hiçbir taassubu yoktu. Bir gün, bir sabah namazýnda Þafii olmayan Ý. H. önümüzde namaz kýldýrýyordu. Þehid Rehber, Þafii mezhebine göre amel ediyordu. Bir arkadaþ, þaka ile karýþýk ve biraz da kýsýk bir sesle; “Bizim kunut duasý yine gitti” dedi. Sesi Þehid Rehber’e de gitti. Þehid Rehber geriye döndü ve: “Bu kadar taassubunuz olmasýn. Önünüzde bir imam var ve ona tabii olmuþsunuz. Artýk vesveseye gerek yoktur” dedi.

Muhterem Ý. Bagasi bu konuda þöyle demektedir: “Mezhep deðiþtirmelere sýcak bakmaz, bunun gereksiz münakaþalara ve kamplaþmalara sebebiyet verdiðini söylerdi. Mezhep taassubu yapmanýn Ýslam düþmanlarýnýn iþine yaradýðýný, Þiilik ya da Sünnilik adýna bir tarafýn diðerini hedef almasýný kesinlikle kabul etmediklerini söylüyordu. Kendisinin Þafii mezhebine göre amel ettiðini, mezhebini deðiþtirmek için herhangi bir sebebin olmadýðýný, ama bu mezhepte bulunmanýn, diðer mezheplere menfi bakmayý gerektirmediðini söyler, ‘Þiileri de Müslüman ve kardeþ biliyor ve siyasi olarak vahdet içerisinde olunmasý gerektiðine inanýyoruz’ derdi. “

H. H. adlý Cemaat mensubu þunlarý aktarmaktadýr: “Dünyadaki geliþmelerle yakýndan ilgilenirdi. Siyonist rejimin yýkýlmasý gerektiðini, iþgalci rejim yýkýlmadan ve Kudüs kurtulmadan Filistin sorununun, özellikle de Ýslam ümmetinin sýkýntýlarýnýn çözülmeyeceðini söylerdi. Silahlý direniþin dýþýnda Filistin halkýnýn kurtuluþ yolunun bulunmadýðýný, direniþin dýþýndaki bütün yollara tuzaklar kurulduðunu, Siyonistlerin ve ABD’nin barýþ ve uzlaþma dedikleri þeyin Siyonist rejimi meþrulaþtýrma, güvenliðini saðlama ve Filistin’i asýl sahiplerinden arýndýrma olduðunu dile getirirdi. Ýntifadaya seviniyor, Filistinli mücahitlerin eylemlerini duyunca sevincini izhar ediyordu. “

“Hizbullah’ýn Siyonist rejime vurduðu darbeler ve cephedeki zaferleri onu çok sevindiriyordu. Müslümanlarýn, direniþ ve cephelerde büyük kahramanlýklar gösterdiklerini ve kazanan taraf olduklarýný, masa baþýnda ise çoðu zaman düþmanýn sinsi ve münafýkça yaklaþýmlarýndan dolayý kazanýmlarýný yitirdiklerini söylerdi. “





GERİ  
      Masaüstü Görünümü