ÞEHÝT REHBER HÜSEYÝN VELÝOÐLU'NUN HAYATI VE MÜCADELESÝ -21

CEMAAT YAPISINA HAKÝMDÝ, ÇALIÞMALARI ÝYÝ TAKÝP VE KONTROL EDÝYORDU

Biz bir Cemaatiz, büyük bir mücadele veriyoruz, düþmanýmýz güçlü ve imkan sahibidir. Faaliyetlerimize müsaade etmez ve boþ da durmaz. Eðer güzel bir þekilde örgütlenmez, sýký disiplin ve düzen içerisinde sistemli bir þekilde çalýþmaz, takip ve kontrolü iyi yapmazsak yapýda baþýboþluk meydana gelir ve neticede düþmanýmýzýn bizi kontrol altýna almasý kolaylaþýr.

Þehid Rehber bu þekilde düþündüðünden, Cemaat bünyesinde baþýboþluða, düzensizliðe ve kontrolsüz bir þeye asla fýrsat vermezdi. Cemaat bünyesinde veya etki alanýnda olup kontrol dahilinde olmayan noktayý, ölü nokta olarak kabul ederdi. Bu yüzden, Cemaatin bütün elemanlarýný, faaliyetlerini, faaliyet alanlarýný ve bu alanlardaki ortamý takip ve kontrol edecek, gerekli müdahaleleri yapýp yönlendirecek bir iþleyiþ mekanizmasý oluþturmuþtu. Özellikle de sorumlu düzeydeki bütün elemanlarý mutlaka sýký kontrol eder, kitap okumalarýna, ibadetlerine, günlük yaþantýlarýna, aile yapýlarýna ve yaptýklarý maddi iþe kadar bütün durumlarýný yakýndan takip ederdi. Bu iþleyiþ mekanizmasý neticesinde, Cemaat tabanýndan çok yönlü ve çok çeþitli geniþ bilgi akýþý oluþmuþtu.

Ancak bu takip ve kontrol, kuru bir disiplin ve katý bir denetim ile kesinlikle mukayese edilmemelidir. Cemaatin sorumlu elemanlarý, Þehid Rehber’in bu çalýþma düzeninden ve onlarý yakýndan takip ediþinden büyük bir haz alýyor ve güven duyuyorlardý. Öyle bir hale gelmiþti ki, sorumlu elemanlar her þeylerini Þehid Rehber ile paylaþýyor, söylemedikleri hususlarý ona bir an önce söylemek veya ulaþtýrmak için fýrsat kolluyorlardý. Çünkü Þehid Rehber ile konuþtuklarý, paylaþtýklarý ve aktardýklarý her konuda, onun eðitici ve yönlendirici muamelesini görüp istifade ediyor, sahiplenip desteklendiklerini hissedip manen güç alýyorlardý.

Þehid Rehber, Cemaatin bütün çalýþmalarýný bizzat görmek hatta elinden gelse kendisi bizzat yapmak isterdi. Güvenlik gerekçeleriyle bile olsa çalýþma ortamýndan uzak kalmak, hele hele uzaktan idare etmek kendisine aðýr geliyordu. Onun için çalýþmalarla iç içeydi. Cemaatin gizlenmiþ sorumlu arkadaþlarýnýn kalmalarý için bir ev mi ayarlandý, kýrsal alanda bile olsa bir sýðýnak mý yapýldý, imkan olduðu müddetçe kendisi bizzat gidip görür, imkan olmazsa çok detaylý bilgi alýr veya kamera çekimleri yaptýrarak bunlarý inceler böylelikle varsa güvenlik açýklarýný tek tek izah ederek müdahale ederdi.

Ý. H. Adlý Cemaat mensubu hatýratlarýnda þöyle söylüyor: “Þehid Rehber, beraber çalýþtýðý arkadaþlarýný, özellikle de yakýn arkadaþlarýný çok iyi tanýrdý. Diðer Cemaat mensuplarýný, hususen sorumluluk almýþ olan arkadaþlarý iyi tanýmaya çalýþýrdý. Onun için bilgi akýþýnýn kesintisiz gelmesine önem verirdi. Kimin ne iþ yapabileceðini, kapasitesinin ne olduðunu çok iyi bilirdi. Þehid Rehber, gelen dokümaný tek tek incelerdi, hiçbir þeyi geçiþtirmezdi. Cemaat ve faaliyetleri gözlerinin önünde gibiydi. Bazen fiziki olarak Cemaat çalýþmalarýnýn yoðun olduðu bölgelerden uzaktý, ancak kurmuþ olduðu Cemaatsel irtibat yollarýyla adeta bu fiziki mesafeyi ortadan kaldýrmýþtý. “

KENDÝNÝ TAMAMEN DAVAYA ADAMIÞTI

Þehid Rehber, Ýslam davasýný kendisine öncelikli dert ve meþguliyet, hatta meslek edinmiþti. Onun için Ýslami davadan baþka bir meþgale yoktu. Ýnsanlara ve olaylara bu pencereden bakýyor, bu açýdan deðerlendiriyordu. Bütün söz ve fiillerinde bu hali kendisini hemen gösteriyordu. Müslüman birini deðerlendirirken hep bu özelliklerine dikkat çekiyordu. Kendisi fena fil Cemaat olduðu gibi arkadaþlarýnýn da öyle olmasýný istiyordu. Son derece enerjikti. Gece gündüz çalýþmaktan, notlarý okuyup deðerlendirmekten býkmaz, usanmazdý.

A. Þ. adlý Cemaat mensubu bu konuda þunlarý nakletmektedir: “ Hizmete odaklýydý. Kiþinin þahsiyeti yanýnda daha çok yaptýðý hizmete bakýyordu. Hizmetteki kaliteye ve hizmet edenin maharetine, becerisine çok önem veriyordu. Sonraki görüþmelerimizde de onun bu seçiciliðini bariz bir þekilde müþahede ettim. Bir cevher arayýcýsýydý. Bu arayýþýn tabiatýnda riskler ve zahmetler de vardý. Ama cevherin kokusu alýndýktan sonra, o zahmetlere katlanýlmalýydý. Bu benzetmeyi ondan öðrenmiþtik. Yýllar sonraki bir yazýþmamýzda bir kardeþimizin sosyal kapalýlýðýný biraz da þikâyetimsi bir dil ile yazmýþtým. Verdiði cevap çok orijinal ve çok hoþuma gitmiþti. Arkeologlar demiþti, bir yerde bir cevheri tespit ettiklerinde onu ortaya çýkarmak için toz içinde bin bir zahmetle çalýþýp didinirler… Onlar gibi olmak lazýmdý, bana çok güzel bir ders vermiþti. “

Þehid Rehber için Ýslam davasý, dünyevi hiçbir makam ve meslekle mukayese edilemeyecek kadar kutsaldý. Kendisini tamamýyla ona vakfetmiþti. Hiçbir þeyin onun önüne geçmesine fýrsat vermiyordu. Bu yüzden Cemaat kavramýnýn arkadaþlar arasýnda ve toplum içinde yer etmesini, Cemaatin þahs–i manevisinin öne çýkmasýný ve telaffuz edilmesini istiyordu. Ýsminin asla öne çýkmasýna ve hele hele Cemaatin þahs–i manevisinin önüne geçmesine asla fýrsat vermiyordu. Sorumlulara talimat gönderse, herhangi birine veya birilerine selam gönderse, bir yerde bir sorun olduðunda orayla ilgili çözüm gönderse, hep Cemaat tabirini kullanýr; “Cemaatin talimatý budur”, “Cemaat selam gönderdi”, “Cemaatin çözümü þu þekildedir” diye söylenmesini ister, kendi isminin veya yanýndaki üst düzey sorumlulardan herhangi birinin isminin telaffuz edilmesini kabul etmezdi. “Cemaat” kavramýnýn oturup yer etmesini ve bunun için gayret sarf edilmesini isterdi.

M. S. adlý Cemaat mensubu, konuyla ilgili olarak þunlarý ifade etmektedir: “Onu tanýdýk tanýyalý, illaki Cemaat derdi, yani falan þöyle dedi, filan þöyle yaptý yerine, Cemaat þöyle yaptý, böyle dedi denilmesi için çok çaba sarf ettiðine þahit oldum. Bir kardeþin önemli bir sorunu vardý ve bu iþ için de bizatihi Þehid Rehber’in konuyla ilgilendiðini biliyordu. Tabi ki bu onu çok memnun edip rahatlatýyordu. Bir gün Þehid Rehber kendi el yazýsýyla bir not yazdý ve o kardeþe vermemi istedi, ayrýca sözlü olarak da ona iletmem için bana bir þeyler söyledi. Bunun üzerin ben de: “Aðabey, bu notu sizin gönderdiðinizi söyleyeyim mi? Dedim. “ O da: “Yok, gerek yoktur” dedi. Bunun üzerine ben: “Aðabey, bu kardeþimiz bu notu sizin yazdýðýnýzý ve ileteceklerimi de sizin bana söylediðinizi zaten biliyor, siz onun sorunuyla bizzat ilgileniyorsunuz, saklamaya gerek var mý” dediðimde þu ders dolu ifadeleri kullandý: “Kendisi bilse de biz doðrudan söylemeyiz. Cemaat ismi ve kavramý hepimizin isminden daha büyük ve manevidir. Bu kardeþimiz ve hepimiz, Cemaat kavramýný aramýzda oturtmalýyýz. Þahýs isimlerinden çok Cemaat ismini öne çýkarmalýyýz. Cemaat dendiði zaman binlerce kardeþin manevi gücünü, þefkatini, kararlýlýðýný, meseleye bakýþýný ve en önemlisi de þahs–i manevisi ortaya konmuþ olur. Ama birinin veya benim ismim telaffuz edildiði ya da öne çýkarýldýðý zaman, bu isimler bu kadar güzellikleri içinde barýndýrmaz. Dolayýsýyla çok cýlýz kalýr. Ayrýca bu gün ben varým ya da sizler varsýnýz, yarýn hepimiz bu dünyadan göç edeceðiz. Ama Cemaatin þahs–i manevisi kalýcýdýr.”

B. V. Adlý Cemaat mensubu da Þehid Rehber’in bu özelliði konusunda þu notu düþmektedir: “…Dünya namýna hiçbir þeyi yoktu. Dünya namýna hiçbir hesap ve endiþesi de yoktu. Sadece Ýslam davasýnýn endiþesindeydi. Yirmi dört saat onun için çalýþýyordu ve bütün ömrünü ona vakýf etmiþti. Sabit bir yeri ve mekaný yoktu. Mücadelenin þartlarý nereyi gerektiriyorsa oraya göç ederdi. Bütün ev eþyalarý bir traktörü doldurmazdý. Günün yirmi dört saati onun için çalýþma ve mesai saatiydi…”

Ý. H. Adlý Cemaat mensubu da konuyla ilgili þu hususlara dikkat çekmektedir: “…Çalýþmada tükenmek bilmez bir enerjisi vardý. Onun çalýþma temposuna ayak uydurmak çok zordu. Bazen günlerce ara vermeksizin çalýþýrdý. Ýstirahati ise genellikle akþam namazýný kýldýktan sonra bir koltukta uzanýp kestirmesiydi. Günlük uykusu üç buçuk dört saati geçmezdi. Ondan sonra uyanýr, beraber yatsý namazýný Cemaatle kýlardýk ve çalýþmasýna ara verdiði yerden baþlayýp sürdürürdü. Bir rahatsýzlýðý vardý, ameliyat olmasý gerekiyordu. Ameliyat konusunda birtakým alternatifler sunmaya çalýþýyorduk. Onu bu konuda ikna edemedik. “Benim þahsýmdan dolayý çalýþmalarýn aksamasýna ve Cemaate en küçük bir zararýn gelmesine razý olamam. Sabredebildiðim kadar sabredeceðim, eðer tahammülü mümkün olmayan bir hal alýrsa mutlaka Rabbim bir çare lutfeder. “ diyordu…”

D. Y. adlý Cemaat mensubu þu bilgileri aktarmaktadýr: “Þehid Rehber için hayatta Ýslam asýl, diðer uðraþýlar ise taliydi. Ýslami esaslar hayat þartlarýna göre eðilip bükülmemeli, hayat ve þartlarý Ýslam’a göre þekillenmeliydi. Hele Ýslam davasý, bir hobi olarak boþ zamanlarýn tahsisi ile sürdürülecek bir uðraþ deðildi ona göre. “

M. Ö. adlý Cemaat mensubu þöyle bir aný aktarmaktadýr: “Bir seferinde ekip olarak Þehid Rehber’in ziyaretine gitmiþtik. Çalýþma ekibimiz beþ kiþiydi, yaklaþýk bir ay çalýþma alanýmýzdan uzak kalmýþtýk. Kendisiyle yaptýðýmýz görüþmede, bazý arkadaþlarýn kendi çalýþma alanlarýna tam vakýf olmadýðýný ve detaylý bir þekilde tanýmadýðýný fark etmiþ olacak ki, bir yemek sýrasýnda bir iki arkadaþa kaç kilo olduklarýný sordu. Arkadaþlar normal kilolarýný söyleyince cevaben: ‘Yok, öyle düþünme. Senin alanýnda yüz kiþi varsa, senin manen aðýrlýðýn on tondur, çünkü üzerinde o arkadaþlarýn her birinin aðýrlýðý vardýr. Her kalkýþ oturuþunda bunun aðýrlýðýný manen hissederek kalkýp oturmalýsýn. Gece ve gündüzün, kýsacasý tüm vaktin üzerindeki aðýr yükü taþýyabilme endiþesiyle olmalý ve iþlerin sana meleke olmalý ki alanýný tanýmada, hizmet etmede ve iþleri geliþtirmede verimli olabilesin’ dedi. “

Cemaat içinde bir kural ve kaide yerleþtikten sonra kendisini de bu kurallara karþý sorumlu görüyor ve öyle hareket ediyordu. Hatta bu kurallara diðer arkadaþlardan daha fazla riayet etme gayretini kendisinde buluyorduk. Diðer insanlara normal görülen bir takým þeylerin bizlere caiz olmadýðýný söyler ve örnekler verirdi. “Bizler bir Cemaatin mensuplarýyýz, Cemaatin kural ve kaideleri vardýr, bunlarý dikkate alarak hareket etmek zorundayýz, dýþýmýzdaki bir insan istediði zaman istediði iþi yapmaya yönelebilir, kendisini bir þeye baðýmlý hissetmez ama bizler aklýmýza estiði gibi hareket edemeyiz, bir þey yapmak istediðimizde baðlý olduðumuz bir yapý olduðunu ve bu yapý içindeki sorumluluðumuzu hesaba katarak hareket etmek zorundayýz” der ve bunlarý sürekli bize hatýrlatýrdý.
 





GERİ  
      Masaüstü Görünümü